Bazen küçük bir ayrıntı, ruh dünyanızda büyük bir yere denk gelir. Hayatın telaşı, gündemin karmaşasında, önemliyle önemsiz birbirlerine karışıyor. Birkaç gün önce sosyal medyada beni gülümseten bir paylaşıma rastladım: "Herkesin dünyayı kurtarmasına gerek yok, birisi de camın önüne çiçek koysun."
Yaz evinde bahçedeki çiçeklerle ilgilenirken ya da köy evindeki minik bahçeye annemin sevdiği kadife çiçekleri dikerken, kafamda zonklayan "yazdığın kitabı bitirmen gerekmiyor mu" sorusunun verdiği huzursuzluk birden gitti. Cevap, gülümsediğim paylaşımdaydı: Çiçek ekerek dünyayı kurtarabilir, kendini iyileştirebilirsin!
BM toplantısı, CHP kaosu, fon operasyonu, Trump'ın savaş tehdidi, Netanyahu'nun yalnızlaşması haberlerinin arasına sıkıştırılmış bir haber tıpkı camın önüne konan çiçek gibiydi: "Genç sinema festivali" düzenleniyor! Dün başladı, bugün bitiyor. Cuma akşamını içermeyen sinema festivali mi olur Ve duyurusu neden bu kadar geç kalır
Sinema, "toplum"un sahip çıkılması gereken son kalesi. Sinemayı "rüya üretim sistemi" olarak tanımlayan Edgar Moren'e göre ise "20. Yüzyılın iki büyük mucizesinden biri", diğeri ise uçak. Ne kadar doğru.
Festivalin basın toplantısında, Sinema Genel Müdürü Birol Güven "Sanatsal bir etkinliktir" dese de, sanatsal etkinlikten daha fazlasıdır sinema. Toplumlar yalnızlaşmanın sancılarını yaşıyor. Ülkeler yalnızlıkla başa çıkma yolları arıyor. Sinema, şehrin ve dijitalin ürettiği yalnızlığa bir "karşı strateji" üretiyor. Postmodernizmin parçalayıcı niteliğine karşı "son ortaklık alanı" sunuyor.
Geçenlerde afişteki "aşk" ve "büyü" sözcüklerinin cazibesine kapılarak anlık kararla girdiğim sinema salonunda, benden başkasının olmaması keyfimi kaçırdı. Bir filmi tek başına izlemekle kalabalıkta izlemek deneyimi farklı. Birlikte izlemek, sessizlik, duygu paylaşımı gibi ortak ritüellerin ortamı. Kendini hiçbir yere ait hissetmeyen insanların bir aradalık mekânı. Kalabalığın insana iyi geldiğini hatırlatan bir anlatı dünyası. "Benden başkası da var" hissi.
Psiko-sosyal boyutunun "sanat" işlevinin önüne geçmesi nedeniyle, sadece festival süresince değil, genelde bilet fiyatları aşağı çekilerek sinemaya kültürel erişimin sağlanması gerekiyor. Birol Güven "Mısır almayın ama sinemaya gidin" dese de iki kişinin sinemaya gidebilmesi bu fiyatlarla pek olası değil. Sinema Salonu Yatırımcıları Derneği (SİSAY), gelemeyen izleyicinin maliyetini, sinemaya gelenlere yüklememeli. Tersten bakmalı.
Seyirci zekâsını küçümseyen senaryolar, aşkı eksik filmler, kaba komediler ve görsel efekte abanan, zihinde tat bırakmayan filmler için değer-fiyat oranlaması yanlış. İktidarlar "sinemaya gidin" önerilerini, "sinemaya götürelim" şeklinde değiştirmenin yollarını bulmalı.
Fak Fuk Fon

13