Yaz bitiyor. Günler serinlemeye yüz tuttu. Ortam iri konularına rağmen tuhaf denecek kadar sakin.
Muhalif seçmen karamsar. CHP'den yorgun, Yeni Parti'ye güvensiz. İktidara mesafeli. Her gün onlarca "kime oy vereceğiz" mesajları alıyorum. İktidar yanlıları için durum net. Kafalarında soru yok. Sıkıntı varsa onu da mevcut iktidardan başkası çözemez inancındalar.
Böylesi bir ortamda dikkatimi, Pep Guardiola'nın sözleri çekiyor. En büyük futbol takımlarını çalıştırmış, en sıra dışı teknik adam.
Mayıs 2026'da 10 yıldır çalıştırdığı Mancester City'den ayrıldı, kariyerine ara verdi. En popüler döneminde, dünyanın en büyük kulüplerinden birini bırakma kararının gerekçesini, son maçına gelen babasını göstererek açıkladı: "Babam 95 yaşında, halâ hayatta. Onunla, ailemle daha çok zaman geçirmek istiyorum. Hayatta hiçbir şampiyonluk, bunun yerini tutamaz."
55 yaşındaydı Pep. Hayatın, başarının gerçekte ne olduğunu bilecek bir yaştı 55. Önceliklerin ne olması gerektiğini anlayacak yaş.
Veda ettiği maçtan 17 ay önce, Aralık 2024'te, Juventus'a 2-0 yenilginin ardından soyunma odasında futbolculara şu konuşmayı yapmıştı: "Beyler, bir şey itiraf etmek istiyorum. Gezegeninizdeki en güzel kadından, eşimden, boşandım. Tutkumuzu kaybettik. Onu seviyor muyum Evet, kesinlikle. O beni seviyor mu Evet, ama tutkumuzu kaybettik. Futbolu nasıl oynuyorsunuz Sadece oynamak zorunda olduğunuz için mi, yoksa içinizdeki bir şey için mi Hayatınızda ne yapacaksanız yapın, tutkuyla yapın. Ben çok iyi oyuncular istemiyorum, ben tutkulu oyuncular istiyorum."
"A Beatiful Obsession/ Güzel Saplantı" belgeselinde yer alan bu ifadeler, ona neden hayran olduğumu özetliyordu. Onun için başarı ya da başarısızlık sadece bir illüzyondu. Önemli olan, insanı her sabah yataktan kaldıracak o içsel, üretici saplantıydı.
Dünya Kupasının yıldızı Haaland'ın başarısında da Pep'ten aldığı tutku derslerinin etkisi vardı. Kötü oynadığı bir maçtan sonra, "Yorgun musun" diye sormuştu Pep ona, "Yorgunsan söyle. Seni baba gibi seviyorum ama bu yetmez, bana kazanmak istediğini göster!" "Git kazan" demiyordu, "kazanmak istediğini göster!" Önemli olan tutkuydu!
Her öğrenim dönemi öğrencilerime aktardığım bilgi aynı: "Hayatta insanı başarıya götürecek tek itici güç tutkusudur. Bana iyi öğrenci değil, tutkusu olan öğrenci lazım." "Daha iyi"yi arama yolculuğu, insanın kendisiyle ilgili bir meseledir.
İnsanı makinenin dişlisi olarak konumlayan, yaptığı işle arasına sokulan "profesyonellik" dayatması, sadece gereğini yapma anlayışı dünyayı soğuttu.
Şirketler profesyonelliği iş odaklılık olarak kutsadı, çalışanlar rutin mesaiye geçti. Sonuç; iflaslar, krizler...
Aşkı ayakta tutan da tarafların birbirlerine olan tutkuları. Pep'in dediği gibi, tutku yoksa ilişki nefes almıyor.

16