"Mutlak iletişimsizlik"

Mahkeme, CHP için mutlak butlan kararı verdi. Parti çalkalandı. Ve fakat CHP, çalkalandıkça durulan bir yapı değil. Çalkantı, çözüm üretirse olumlu bir süreç bile sayılabilir ama öyle olmuyor. Çalkantının çıktısı yine çalkantı oluyor. Teşkilâtını, daha önemlisi kendi seçmenini yoruyor.

Bu köşede, Eylül 2025'te "CHP'nin iki büyük sorunu"nu yazmış, sonraki hafta konuya devam etmiştim. Söylediğim çok basit bir gerçekti: Git gide kurumların zayıfladığı, insanların yalnızlaştığı bir dünyada aranan şey, cevapların onda olduğuna güvenilen, hatta eski bir tanıdık olması tercih edilen adrestir. Kişi, kurum fark etmez.

O yazılarda CHP'nin iki sorununun "kuruluş davasından uzaklaşması", "kendi içinde ve halkla iletişimsizliği" olduğunun altını çizmiştim. Nitekim bugün, mutlak butlan kararı, sadece bir örgütsel sorun değildir. CHP'yle gönül bağı kurmuş seçmenin yaşadığı hayal kırıklığı, kızgınlık gibi daha büyük bir sorunu da ortaya çıkardı.

"Koltuğu bırakmayacağım" diyenle, "koltuğa oturacağım" diyenin çatışmasında, seçmeni dikkate alan yok. Seçmenler, merkezin talepleri doğrultusunda toplanan ve dağılan kalabalıklara indirgeniyorlar. CHP yönetimi düşünmüyor seçmenini, seçmenin onu düşündüğü kadar. İlişkilerdeki karşılıklılık ilkesinin ihmali de "davayı unutmuş olma"nın ve "iletişimsizliğin" sonucu.

Bu iki örgütsel sorun CHP'de, "yönetenler" ve "halk" ayrışmasını derinleştirdi. Halkın omuzunu kullanarak yaptıkları köprüler bile, üzerinden yöneticilerin geçmesi içindi. Halbuki, yönetimin unuttuğu "dava"yı hafızasında taşıyan insanlar, o köprüden asıl kendileri geçmesi gerekirken, köprüye ayak olmaya bile razı oldular. Her seçim yenilgisinde, kendi yaralarını kendileri sardılar.

CHP örgütünün, halkla, örgüt üyeleriyle iletişimsizliği öylesine kangrenleşmişti ki, "telefonlarımı açmıyorlar" diye Aydın, Afyon belediye başkanlarını şikâyet eden Özgür Özel, yardımcılığını yaptığı kendinden önceki (ve sonraki) genel başkanın telefonunu açmadı. "Mecburen" görüşmek zorunda kaldılar.

Bu yazıyı, girişte hatırlattığım yazıdan bir paragrafla bitireyim:

"Değişim"i, koltuklara oturanların değişmesi olarak anlamaktan vazgeçen, "dava"sını hatırlayan, kuruluş değerlerini bugünün gerçekleriyle harmanlayan bir CHP istiyor seçmeni. Kuruluş amacı olan "halkın iktidarı" gibi evrensel hedefini unutarak, varlığını kişilerin çıkarlarına indirgeyerek kendi iç kaosuna gömülmüş olması CHP'yi, miyop politikalara hapsediyor. Kişiler değişiyor, sonuç değişmiyor.

İletişim notları

Bir, CHP'de bir kriz bitmeden yenisi başlıyor. Şimdi de kurulacak yeni bir partiden söz ediliyor, adı Ekim Partisi'ymiş. Söylentilere göre, Ekrem'in "Ek"i ile İmamoğlu'nun "İm"i birleştirilmiş. Eğer gerçekse, katıla katıla gülebilirsiniz ağlanacak hale.

İki, küresel olarak düşmanın nerede olduğu, kimlerle iş birliği yaptığı, tehlikenin her yerden gelebileceği, siperin her yer olabileceği bir dünyada 50 ülkenin katılımıyla gerçekleşen EFES 2026 tatbikatının görkemi gurur verdi. Sadece bir iletişim notu eklemeliyim, tatbikatın adı, gücünü karşılamıyor. Anlam ve duygusu daha yüksek bir adı hak ediyor.