Derste imajları tartışırken, Bion'un cümlesi üzerinde duruyoruz: "Düşünmek, pek istenen bir şey değildir." Çünkü düşünmek değişimi getirir, değişim de zorumuza gider, zahmetli iştir.
G. Sartori'nin "Görmenin İktidarı"nı yazdığı 1997'de ekranlar tarafından bu kadar ele geçirilmemiştik bile. Foucault, görme ile düşünme arasındaki ilişkiyi ele alırken, "görünmeden gören"in belirleyici olduğunu söyler. Bu görüş bir yanıyla kurumsal devleti ifade ederken diğer yanıyla bugün, parmaklarıyla ekran kaydıran "gören insan"ı (homo videns) işaret eder.
İlk çağlardan bu yana göz, bakışlarını yönelttiği her nesneyi tutsak alan, "iyi/ kötü", "koruyucu/ yıkıcı" gibi ikili anlamları olan bir güç kaynağıdır. Arkeolojik kalıntılardaki semboller, dönem fark etmeksizin gözü öne çıkarır. Zeugma'daki "Çingene kızı" mozaiğinde, tarih öncesi duvar resimlerindeki insan figürlerinde göz belirgindir.
Merkezinde göz olan teknolojik gelişmeler, insanı ekranlar dünyasıyla çevreledi. Sennet bu durumda, "Daha çok gören insan, daha yalıtılmıştır ve daha az karşılıklı ilişkiye girdiğini" söyler. Tüketim dünyası "ihtiyaç"lardan oluşmaz, "gördüklerimiz"den oluşur.
Gerçeğin ne olduğu, inancın neye dönüştüğü, kararların nasıl oluştuğu hep o ekran çerçevesi içinde gerçekleşiyor. O çerçeve içinde hayat (içerik), çok hızlı akar ve sen hep yorgun olursun. Yorgunluk bedensel olmaktan öte, içerik yorgunluğudur.
Bu uzun iletişim bilgisini neden yazdığıma gelince.
Papa 14. Leo'nun Türkiye ziyaretiyle ilgili görüntüleri izledim. Gezi tüm ayrıntılarıyla "görsel" olarak organize edilmiş. Roma'dan kalkan uçakta din adamları, organizasyon görevlileri ve etki gücü yüksek gazeteciler vardı.
Gösterişli koltuğunda, çok fazla hareket etmesi de gerekmeyen, gücünün vakur duruşu, az konuşması ve sessizliğiyle kuran "Papa"lık, yerini, aktivite ve gösteriye bırakmıştı.
Anıtkabir'de "Aslanlı yol"u yürüyüşten başlayarak her ayrıntı ekranlara göre planlanmıştı. Saint Esprit Katedrali'ndeki alkış seslerinin ilahileri bastırması, tezahürat sesleri, dinsel mekân gerekleriyle tezattı. Kilise cemaatinin coşkusu arasında, bir pop ikonuyla papa arasındaki fark kaybolmuştu.
Başa dönersek, düşünmeyi zahmetli bir eylem olarak gören insan, hayatı ekranlar üzerinden algılıyor ve deneyimliyor. Komisyonun İmralı'ya gitmesinin tartışılması da bu çerçevede değerlendirilmeli. İnsan görmeyince yok sayıyor.
'Terörsüz Türkiye'ye dair notlar
Geriye doğru yazılarımı okursanız, ileriye doğru gerçekleştiğini görebilirsiniz. Madem sürecin "kritik" noktasındayız, hatırlatalım;
Bir, yeni bir kavramlaştırmaya gerek var. Bu kavram özet, açıklayıcı ve inandırıcı olmalı.
İki, İmralı ziyaretinin içeriği hakkında gecikmeden açıklama yapılmalı ki kapı aralarından sızan yarım yamalak bilgiler manipülasyona hizmet etmesin.

3