Arkasından bakınca...

NATO-Ankara zirvesinin telaşı arasında bazı ayrıntıları hafıza not ediyor. Sonrasında önünüze koyuyor. Tıpkı uğurladığımız birinin arkasından bakarken yaşadığımız anları hatırlamak gibi.

Dürüst olalım, hemen herkesin zirve sırasında bir aksaklık çıkar endişesi vardı. Zirve bitti, aksaklık çıkmadığı gibi, güvenlikten ağırlamaya mükemmel bir iş çıkarıldı. NATO'yu, Hükümeti eleştirebilirsiniz ancak iyi işin hakkını teslim etmek gerekir. Emeği geçen herkesin eline, aklına sağlık.

Notlarıma gelince;

Zirvede medya, özellikle yeni medya merkeze alınmıştı. Yüksek takipçisi olan sosyal medya kişileri davet edilmişti. Liderler kadar iyi ağırlanmış oldukları, memnuniyet paylaşımlarından belliydi. Bütçesi ne kadardı bilmiyorum ama karşılığı alınmış oldu.

Nobranlıkta üst seviye Trump'ın ülkemizde, temkinli bir kişiye dönüşmesi sadece Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı sevmesiyle açıklanamaz. Trump'ın Türkiye'ye karşı olumlu tutumu, özellikle Çin'den ne kadar çekindiğinin de kanıtı. Türkiye'nin 360 derece dış politika yaklaşımı, bölgedeki en önemli ülkenin "karşı tarafa" kayması fikri, Trump'ı endişelendiriyor.

Ortamın gerilimini azaltmakta, NATO Genel Sekreteri Rutte'nin sıcak iletişim tarzı etkili oldu sanki. Danimarkalı gazetecinin "Trump, Grönland'ı işgal etmekten, İspanya'ya saldırmaktan bahsederken siz de yanında oturuyorsunuz. Orada oturup hiçbir şey söylemediğinizde kendinize olan saygınızı yitiriyor musunuz" sorusuna ego sorunsuz cevabı dikkat çekiciydi. Unutmayalım ki basın toplantıları, karakter vitrinidir.

İtalya Başbakanı Meloni'nin uluslararası toplantılarda erkeksi bir tavrı tercih etmesi, kadınların siyasette iktidar alanını genişletmek için kendi cinsiyetinden uzaklaşmak zorunda kaldığını göstermesi açısından önemliydi.

Karşılama heyetinden gazetecilere kadar İspanya Başbakanı Sanchez'e gösterilen ilgide sevgi yoğundu. Onunla selfi çektiren medya mensuplarının gözleri parlıyordu. Elbette bunda, Sanchez'in zarafetinin payı olsa da, daha çok Trump'a kafa tutmaktan gelen karizmasının etkisi var.

Önemli bir ayrıntı da hediyelerdi. Herkes liderlere verilen silahı konuştu, kitabı konuşmadı. Erdoğan'ın liderlik sırları etrafında yakın dönem Türkiye'sini anlatan "The Politics of Courage/ Cesaretin Siyaseti" kitabını merakla okuyacaklarından eminim. Erdoğan hakkında ilk kitabı yazan kişi olarak, bu kitabı okumayı çok isterim.

Ve unutmadan, zirvenin kapanışında Cumhurbaşkanının "F-35'ler Türkiye'ye teslim edildiğinde, bütün dünya 'ABD verdiği sözü tuttu' diyecek" cümlesini kuran psikolojiyi yönetme aklını kutlamak gerek.

Dağınıksan zor

Dağınıklık üzerine düşünüyorum bir süredir. Einstein'in çalışma masasıyla benim masam çok benzer, ikisi de karmakarışıktır. Sorun orada değil, evde. Ne kadar toplarsam toplayayım dağılması üç dakika.