25 yıl ve üç okuma

25 yıl önce, Cumhurbaşkanı Erdoğan AK Parti'yi kurarken, "Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak" dediğinde, her ne olacaksa eskisine benzemeyeceğinden emindi.

İçinden çıktığı kitlenin neye ihtiyacı olduğunun farkındaydı. Yolun zor olacağını da biliyordu. Başına her şey gelebilirdi. Geldi de. Siyasetten uzaklaştırıldı. Tutuklandı. Partisi kapatılma davalarına konu oldu. Kurduğu partinin genel başkanlığını başkasına bırakmak zorunda kaldı. İktidarı o kadar uzun oldu ki, başlarda yaşadıkları unutuldu.

Soru şu, dünyada hiçbir şeyin eskisigibi olmadığı bir dönemde, Türkiye'de hiçbir şeyin eskisi gibi olmamasını sağlayarak iktidarda kalmayı nasıl başardı

Bu konuda çokça analiz var, hakkında ilk kitap bölümünü yazan kişi olarak ben arka odalarda gezineyim. Refah Partisi gençlik kollarında Erbakan'la çalışırken, İstanbul'da belediye başkanlığı günlerinde şu üç metni iyi okudu; Siyaset, toplum, zaman.

RP içerisindeki ilişkilerin tıkandığı noktaları kafasına not etti. Örneğin, RP ve o süreçte tüm partilerin kadınları edilgen olarak konumladığını gördü. Özellikle muhafazakâr dünyada kadının siyasal alanda varlığı, oy vermekten ibaretti. Oysa evde, mahallede etki gücü olan kadın, bunu siyasette de yapabilirdi. Güçlü bir kadın örgütlenmesi şarttı. Belki bu tavrında, eşi Emine Erdoğan'ın karakterinin de rolü vardır, bilmiyorum.

Kendisi de dahil, siyasete emek veren gençlerin haklarının nasıl yendiğini degörmüştü. RP, gençlerin enerjisinden besleniyor ama önlerinin açılmasını istemiyordu. Bunu bizzat yaşadı. 25. yıl kutlamasındagençlere vurgusu ondandır.

Parti içindeki ayak oyunlarını da okumuş ve sadece "dava"ya inananlarla siyaset yapılabileceğini görmüştü. Vefa olmadan siyaset olmazdı.

Toplumu iyi okuyordu. Kadın ve gençlerin potansiyeli dışında, davasına asla destek vermeyecek kitlenin de farkındaydı. Onları kazanmak için uğraşmak zaman kaybıydı. Bir kısmını, ancak yaptıklarıyla güven vererek kazanabilirdi. Öyle de oldu. İlk seçimde aldığı %34,28 oyu, sonraki seçimlerde artırdı.

Zamana dair okumayı da doğru yaptı. Siyaset sahnesine çıktığı 2000'li yıllar, ezberlerin bozulma yıllarıydı. Tüm dünyada olmazlar oluyor, yapılar, kavramlar dönüşüyordu.

Denizin dalgasının kıyıya vuruşuna yakından baktıysanız, her dalganın kıyıdaki taşların yerini değiştirdiğini görürsünüz. Kimini içine çeker kimini başka yere taşır. 21. Yüzyıl, o dalga gibi tüm taşları yerinden oynattı.

Bu üç okuması Erdoğan'ı, halkla mesafeli, kentli siyasetten uzak tuttu. Siyasetin "beyaz aktörleri" yerine, onların yok saydığı kesimlerle yürümeyi seçti. İstanbul'u yönetirken "beyaz siyasi aktörler"in masalarında bulunmuştu. Kurulu düzeni temsil eden o masaların toplumla bağlarının kopukluğunu fark etmiş, kendisine bakışlarından da içlerine almayacaklarını görmüştü.

Erdoğan'ın yolunu, dilini belirleyen işte o kurulu düzene isyan şeklidir. Ve o isyan da siyaset dilini, yolunu belirlemiştir.