İslâm dünyası bu sene çok farklı, çok zor, çok acılı bir Ramazan yaşıyor. Sözde, İsrail'in güvenliğini sağlamak üzere Amerika ve İsrail'in İran'a günlerdir sürdürdüğü askerî saldırılar devam ediyor.
Savaşın kendine mahsus çok soğuk, çok acı bir gerçeği var. Bombalar altında parçalanan bedenler ölmekle kalmıyor, arkasında, başta eş ve çocukları olmak üzere yakınlarına acı ve göz yaşı bırakıyor. Yaralananlar acılarıyla baş başa kalmıyor, anneleri-babaları ve akrabalarına ıztırap kaynağı oluyor. Toplumun düzeni bozuluyor. Yeme-içme, barınma, uyuma ve temizlik gibi fizyolojik ihtiyaçlar rahatça karşılanamıyor. Korku ve kaygı dolayısıyla sosyal ihtiyaçlar temin edilemiyor. Moral değerlerini yerine getirmeye yönelik görevler gerektiği şekilde gerçekleştirilemiyor. Dolayısıyla geçmişte olduğu gibi bugün de savaş acı demek, sefalet demek, maddî ve manevî olarak yıkım demek oluyor...
Savaşta masum çocukların solan duyguları, şefkat dolu annelerin ağlayan kalpleri, nefes almakta güçlük çeken yaşlıların inlemeleri tasvir edilemez. ekilen çileler, akan göz yaşları, nihayet dökülen kanlar, tek kelime ile travmaya yol açabiliyor! Ferdî anlamda travma, toplumsal planda travma! Bu açıdan baktığımızda İran'da masum insanlara üzülmekten daha fıtrî, şefkate daha uygun ne olabilir Milyonlarca Müslüman iftarını hurma ile açıp sofrasında sıcak çorbasını içerken belki de Tahran'da, Isfahan'da, Tebriz'de binlerce aile göz yaşı ile oruç açıyor, korku ve kaygı ile sahura kalkıyor, gün boyu yarı aç vaziyette oruç tutuyor. On binlerce çocuk babasını kaybetme korkusu ile güne başlıyor, geceleyin kâbus dolu rüyalar görüyor...
Kimilerinin üçüncü dünya savaşının ayak izleri, kimilerinin "melhame-i kübra" olarak niteledikleri savaş, yani İran'a saldırılar sürerken hâlâ, birilerinin tarihî ihtilaflar, mezhebî farklılıklar üzerinden aşırı ifadeler kullanmalarını ve katı değerlendirmeler yapmalarını makul bulmak mümkün değildir. Zira zaman, ihtilafları bugüne taşıma zamanı olmadığı gibi Şia diye anılan yapı da genel olarak "ehl-i kıble"dir; -önceki yazıda işaret ettiğimiz gibi- temel İslâm inançlarını ve ibadetlerini benimseme konusunda ciddi problemler yoktur.
İran'da bugün yaşananlar bakımından en önemli hususlardan birisi ise olaya aynı zamanda "şefkat-i insaniye" açısından bakmanın zarurî olduğudur. Şefkat-i insaniye esas itibariyle rahmet-i İlâhiye, -Bedüzzaman'ın ifadesiyle- "merhamet-i Rabbaniye'nin bir cilvesi"dir. Kur'ân'da Cenab-ı Hak yüzlerce ayette rahmetinden söz ediyor, meselâ bir ayette "Rahmetim her şeyi kuşatmıştır" (A'r'af 156) buyuruyor. Bediüzzaman bir Lahika mektubunda, kendi duyguları üzerinden, bir savaş psikolojisinden bahsederek uyarıcı, geniş ve dikkat çekici bir çerçeve çiziyor.
Birinci Dünya Savaşında düşmanların Müslümanlara ve bilhassa çoluk çocuklara ettikleri katl ve zulümden çok müteellim olduğunu, şefkat ve rikkat duygularını çok zorladığından tahammül gösteremediğini söylüyor. Ardından da şunları paylaşıyor:

4