Yabancı sermaye, tasarrufları ihtiyaçlarını karşılayacak yatırımlar için yetersiz olan bir ülke için borçlanmaktan daha tercih edilir bir kaynak. Elbette bu kaynağı getirmenin şartları var.
Maalesef gelişmekte olan ülkelerdeki siyasal iktidarların büyük bir kısmı yabancı sermayeyi çekecek faktörleri sürekli yanlış tanımlıyorlar. Onlara göre bir günde şirket kurmak veya bazı ayrıcalıklar tanımak yabancı sermayenin gelmesini sağlamak için yeterli. Tam demokrasi ve serbest piyasa gibi özgür iradeye dayalı reformları değil hep bunları tercih ediyorlar.
Açıkçası yapısal reformları uygulamaya koymadan sadece vergi reformu ya da şirket kuruluşlarını çabuklaştırarak yabancı sermayenin gelmesini beklemek hayalperestlikten öteye geçemiyor. Demek ki "yabancı yatırımcı nasıl gelir" diye ahkam kesmek yerine, meseleye tersinden bakıp "yabancı yatırımcı neden gelmez" sorusunu cevaplayalım. Bunun için küresel yatırımcıların risk algısından başlayalım...
RİSK FAKTÖRLERİ
Her yıl küresel yatırımcıların 1'den 10'a kadar sıraladıkları risk faktörleri ya kendisi ya da önem sıraları değişiyor.
"İklim değişikliği" veya "sıcak çatışma" gibi maddeler önemini korurken yeni risk faktörleri ekleniyor.
Bugün, küresel şirketlerin "10 önemli risk" olarak tarif ettikleri zorluklar milenyumun ilk yıllarına göre farklılaşmış durumda. Öncelikle, küresel şirketlerin dünyada giderek artan işsizliği en önemli risk faktörü olarak değerlendirdikleri görülüyor. Eskiden umursamazlardı. Şimdi akıllandılar. Çünkü işsizler ordusu büyüdükçe mal ve hizmetlerin satılması zorlaşıyor. Talep giderek azalıyor. Efektif talebin önünde bir engel olan işsizlik "iş yapmayı engelleyen 10 risk" listesinde birinci sırada yer alıyor.
Yatırımcıların ikinci sırada en çok çekindikleri risk "devlette yönetişim problemi" olarak ifade ediliyor. Devlet yönetimindeki zaaflara ve problemlere doğruyeterli müdahalede bulunulmaması, güçler ayrılığında zayıflama, en çok korkulan riskler içinde başlarda yer alıyor. Bazı gelişen ülkelerde siyasal sistemin bir türlü oturmaması ve devlet yönetiminde zaman zaman ortaya çıkan zaaflar, tüm faaliyetleri merkezden yönetme çabaları, küresel yatırımcıların uzak durmasını gerektirecek bir atmosfer oluşturuyor.
Enerjiye bağımlılık da yatırımcıların önemsediği bir risk unsuru. Özellikle enerji ithal eden ülkelerdeki yüksek kaynak bağımlılığı sebebiyle, enerji fiyatlarında şok edici bir yükseliş olursa, işlerin duracağı konusunda herkes hemfikir.
Çünkü böyle bir durum cari açık, enflasyon ve diğer bozulmaları beraberinde getiriyor. Bu sebeplerden dolayı "enerji fiyatlarında sert yükselişler" risk listesinde üçüncü sırada yer alıyor.
2008-2009 krizinden sonra bir süre unuttuğumuz "mali kriz riski" listeye dördüncü sıradan girmiş gözüküyor. Yani kamu maliyesinden ve borçlardan kaynaklanacak bir dalganın sistemi çökerteceğine ve yatırımların zarara dönüşmesine sebep olacağının altı çiziliyor. Haksız değiller, Latin Amerika tarih boyunca sayısız örnek oluşturdu. Kamunun giderek artan nakit ihtiyacı, bunu finanse etmek için özel tasarrufları hedef alıyor olması yabancı yatırımcıyı en tedirgin eden durumların içinde 4. sırada yer alıyor. Getirdikleri parayı istedikleri zaman götürememekte korkuyorlar ki, haksız değiller.
Yüksek teknolojinin hayatımıza girmesi ve firma operasyonlarının dijital omurgalar üzerinde devam ediyor olması, "siber saldırı" riskinin listede 5. sırada yer almasına yol açmış gözüküyor. Küresel yatırımcılar, hassas verinin başkaları tarafından ele geçirilmesi, sistemlerin ani şekilde durması, manipüle edilmesi veya başkalarına haksızca fayda sağlayacak şekilde kullanılmasına karşı oldukça hassaslar. Küresel tedarik zincirlerinin ve ödeme sistemlerinin "çoklu bulut ve kendinden otomasyonlu" şekilde yayılması, siber saldırılarla alakalı ülke altyapılarının sorgulanır hâle gelmesine yol açtı. Hatta bu konuda yatırım yapılacak ülkenin hukuk sisteminin, söz konusu riskler konusunda ne kadar duyarlı olup olmadığı da ince elenip sık dokunan konular arasında yer alıyor. Gelişmekte olan ülkelerin bu konuda çağdaş standartlar için yoğun çaba gösterdiği gözüküyor. Mesela Türkiye ve Nijerya mobil bankacılıkta dünyanın zirvesinde gözüküyor. Güneydoğu Asya ülkelerinin ilk 10'da yer alması elbette şaşırtıcı değil...
SOSYAL HUZURSUZLUKLAR...
Şimdi elle tutulur olmayan ama azımsanmayacak öneme sahip diğer maddelere geçelim. Küresel yatırımcılar ve iş insanları, bir ülkede derinleşecek sosyal huzursuzlukları iş ortamının en büyük tehlikelerinden biri olarak tanımlıyorlar. Son yıllarda yatırım için analiz edilen ülkelerin birçoğunda meydana gelen protestoların ve halk hareketlerinin küresel ölçekte iş yapanları caydıran faktörler arasında yer aldığı görülüyor.
Genellikle Latin Amerika ülkeleri, Kuzey Afrika ve Orta Doğu, alt sahra ülkeleri, Güneydoğu Asya ülkelerinde görülen sosyal huzursuzluk, bugünlerde AB ülkelerine de sıçramış durumda. Fransa'dan başlayan "sarı yelekliler" hareketini ve bugünkü çiftçi eylemlerini örnek verebiliriz. Geçenlerde ABD'de 9 eyaletin göçmen meselesinde federal hükûmete baş kaldırdığını da hatırlatalım.
Yukarıda sayılan risklerin hemen arkasından, ödeme ve para-kredi mekanizmasında ya da bu işlevleri gören kurumlarda çarkların dönmemesi ciddi risklerin içinde sayılıyor. Yani, burada kastedilen banka ve banka harici finans kurumları. Gelişen ülkelerde ödeme mekanizması ve para-kredi işlevi çoğunlukla bankaların üzerinde yoğunlaştığı için, söz konusu kurumların standartlara uyup uymadığı, sermaye yeterliliğine sahip olup olmadıkları, problemli kredilerin toplam kredilere oranının artıp artmadığına dikkat edilir. Finans sektöründe bozulmalar aynı zamanda tahsilatların garanti altına alınmaması anlamına geleceği için, yabancı yatırımcıların en çekindiği durumlardan biridir. Kuzey Afrika, Latin Amerika ve Asya'daki bazı ülkelerde finansal sistemin doğru şekilde çalışmadığı biliniyor. En azından ben bizzat tecrübe ettim. Bu ülkelerde finans sektörüne reel sektörden daha fazla ihtimam gösterilmesi büyük eleştirilere maruz kalıyor ama başka çare olmadığını söylemek zorundayım...

62