Trump'ın çin ziyareti: Büyük anlaşma değil, stratejik mola

Trump'ın 13 – 15 Mayıs tarihlerinde Çin'e yaptığı ziyaret ABD–Çin rekabetini bitirmedi; fakat iki tarafın da rekabeti şimdilik kontrollü bir çerçeveye almak istediğini gösterdi. Trump iç kamuoyuna anlaşma görüntüsü, Xi ise dünyaya istikrar ve güç görüntüsü verdi. Ancak Tayvan, teknoloji savaşı, kritik mineraller ve küresel güç dengesi yerinde duruyor.

GİRİŞ: PEKİN'DE KIRMIZI HALI MASADA BÜYÜK REKABET

Donald Trump'ın 13–15 Mayıs 2026 tarihleri arasındaki Çin ziyareti, ilk bakışta klasik bir devlet ziyareti görüntüsü verdi: Kırmızı halı, Büyük Halk Salonu, askerî tören, devlet yemeği, Cennet Tapınağı ziyareti, kameralar karşısında sıcak sözler ve diplomatik nezaket. Fakat bu ziyaretin anlamı sadece protokol fotoğraflarında aranamaz. Asıl mesele, dünyanın en büyük iki ekonomisinin, ticaret savaşları, Tayvan gerilimi, teknoloji rekabeti, İran savaşı ve küresel güç dengesi gibi ağır dosyaların gölgesinde nasıl bir ilişki kuracağıydı.

Bu nedenle Pekin'deki zirveyi "tarihî bir uzlaşma" olarak görmek abartılı olur. Ama "önemsiz bir gösteri" diye küçümsemek de doğru değildir. Benim kanaatimce bu ziyaret, ABD–Çin rekabetinde bir çözüm değil, kontrollü bir stratejik mola anlamına geliyor.

1. TÖRENİN DİLİ: ÇİN TRUMP'I NASIL KARŞILADI

Pekin, Trump'ı gayet iyi hazırlanmış bir diplomatik sahneyle karşıladı. Büyük Halk Salonu'ndaki karşılama töreninde askerî disiplin, kırmızı halı, devlet protokolü ve Çin'in geleneksel gösteri kabiliyeti bir aradaydı. Haberlerde yer alan en renkli ayrıntılardan biri, okul çocuklarının küçük Amerikan ve Çin bayraklarıyla, çiçekler eşliğinde, senkronize bir neşe içinde "welcome" diye tempo tutmalarıydı. Bu görüntü ilk bakışta sevimli bir protokol ayrıntısı gibi duruyor. Ama diplomasi dünyasında hiçbir görüntü masum değildir. Çin, Trump'ın gösteriye, kişisel ilgiye ve sahne estetiğine verdiği önemi iyi okumuş görünmektedir.

Nitekim Guardian'ın aktardığına göre devlet yemeğinde Çin askerî bandosu Trump'ın kampanya şarkılarından "YMCA"yı da çaldı. Bu küçük ayrıntı bile Çin diplomasisinin ince ayarını gösteriyor: Xi Jinping, Trump'ı kendi sahasında ağırlarken onu sadece protokolle değil, kişisel zevklerine hitap eden sembollerle de kuşattı. Diplomasi bazen bir anlaşma metninden önce psikolojik üstünlük kurma sanatıdır. Bu açıdan Pekin'in mesajı açıktı: "Biz sizi tanıyoruz, nasıl karşılanmak istediğinizi biliyoruz ve bunu yapacak kapasiteye sahibiz."

2. MASADAKİ EKONOMİ: BÜYÜK SÖZLER, ÖN ANLAŞMALAR

Ziyaretin ekonomik cephesinde tarife indirimleri, tarım ürünleri, Boeing uçakları ve karşılıklı yatırım başlıkları öne çıktı. Trump, Amerikan kamuoyuna dönerken Çin'in büyük miktarda Amerikan tarım ürünü alacağını, Amerikan çiftçisinin memnun olacağını ve Boeing için devasa bir sipariş kapısının açıldığını anlattı. Bu, Trump'ın çok sevdiği türden bir anlatıdır: Büyük rakamlar, büyük anlaşmalar, büyük zafer görüntüsü.

Ancak Çin tarafı daha ihtiyatlı davrandı. Çin Ticaret Bakanlığı, ziyaret sırasında varılan sonuçları "ön anlaşma" niteliğinde değerlendirdi. Tarife, tarım ve havacılık alanlarında bazı başlıkların açıldığı, ticaret ve yatırım kurulları kurulacağı, ürün bazlı tarife indirimlerinin müzakere edileceği belirtildi. Fakat şirket isimleri, kesin miktarlar, teslim takvimleri ve bağlayıcı anlaşma metinleri konusunda netlik yoktu.

Dolayısıyla burada karşımıza iki farklı dil çıkıyor. Washington dili, seçmene dönük bir "başarı hikâyesi" üretmeye çalışıyor. Pekin dili ise "ilişkileri istikrara kavuşturuyoruz ama büyük taviz vermiyoruz" mesajını veriyor. Ekonomik sonuçlar vardır, fakat bunlar henüz kesinleşmiş büyük bir ticaret anlaşması değil; daha çok yeni bir müzakere zemini niteliğindedir.

3. ASIL DOSYA: TAYVAN İRAN VE TEKNOLOJİ REKABETİ

Ziyaretin en hassas başlığı Tayvan'dı. Xi Jinping, Tayvan meselesinin ABD–Çin ilişkilerindeki en önemli konu olduğunu vurguladı ve meselenin yanlış yönetilmesi hâlinde iki ülkenin "çatışma ve hatta ihtilaflara" sürüklenebileceği uyarısını yaptı. Çin açısından Tayvan sadece dış politika başlığı değildir; rejimin meşruiyet anlatısının, millî bütünlük iddiasının ve büyük güç statüsünün merkezindedir.

Trump ise Tayvan konusunda geleneksel Amerikan "stratejik belirsizlik" çizgisini sürdürürken, meseleyi aynı zamanda pazarlık konusu gibi ele aldı. AP'nin haberine göre Trump'ın Tayvan'a yönelik silah satışlarını Çin'le müzakerelerde bir "negotiating chip", yani pazarlık kozu gibi görmesi Taipei'de kaygı yarattı. Bu çok önemlidir. Çünkü Amerikan dış politikasında müttefik güvenliği ile ticari pazarlık arasındaki çizgi bulanıklaşırsa, sadece Tayvan değil, ABD'nin bütün güvenlik taahhütleri tartışmalı hâle gelir.

İran savaşı da zirvenin arka planındaki büyük dosyalardan biriydi. ABD, Çin'in İran üzerindeki ekonomik ve diplomatik etkisini kullanmasını istiyordu. Fakat Çin bu konuda Trump'ın beklediği ölçüde açık bir taahhüt vermedi. Pekin, daha çok "istikrar", "barış" ve "deniz yollarının açık kalması" gibi genel ilkeler etrafında konuştu. Bu da Çin'in yeni küresel stratejisini yansıtıyor: Krizlerde doğrudan cepheye girmeden, ama her masada bulunarak nüfuz alanını genişletmek.