Siyasi belirsizlikler ve finansal risk: Erken seçim ihtimali ne ölçüde gerçekçi

Muhalefetin iç kavgaya girdiği bir ortamda iktidar baskın seçime gitmek isteyebilir. Ancak mevcut iktisadi şartlarda sandık beklenen sonucu da üretmeyebilir. O yüzden, bence Haziran ayı sonunda açıklanacak ücret zamları ve takiben olası daha ılımlı bir para politikası ve kredi teşvikleri paketini görmeden erken / baskın seçim olasılığını dillendirmek için daha erken.

GİRİŞ: HUKUKİ BİR KARARDAN FİNANSAL BİR ŞOKA

21 Mayıs 2026 Perşembe günü CHP'nin 38. Olağan Kurultayı ve ardından yapılan 21. Olağanüstü Kurultayı hakkında verilen "mutlak butlan" kararı, ilk bakışta bir siyasi parti içi hukuk meselesi gibi görünse de, kısa sürede finansal piyasaların gündemine oturdu. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi'nin kararıyla, Özgür Özel'in genel başkan seçildiği kurultayın geçersiz sayılması ve Kemal Kılıçdaroğlu'nun yeniden göreve gelmesi yönünde bir hukuki sonuç doğduğu bildirildi.

Bu yazının amacı, kararın hukuki doğruluğunu tartışmak değildir. Bu, hukukçuların ve anayasa uzmanlarının alanıdır. Burada ele alınması gereken mesele, idari ve hukuki belirsizliğin finansal piyasalar üzerindeki etkisidir. Çünkü modern ekonomilerde finansal fiyatlar yalnızca bilanço, kâr, faiz ve kur beklentileriyle değil; aynı zamanda hukuk güvenliği, siyasal istikrar, seçim takvimi ve ekonomi politikasının sürdürülebilirliğiyle de belirlenir.

Bu çerçevede yazıda önce 21–22 Mayıs tarihlerinde Borsa İstanbul, CDS primi, tahvil faizleri, kur ve TCMB rezervleri üzerindeki ilk etkileri özetleyeceğim. Ardından siyasi ve hukuki belirsizliklerin finansal istikrarı hangi kanallardan etkilediğini tartışacağım. Son olarak da erken seçim ihtimalinin bugün itibarıyla ne ölçüde gerçekçi olduğunu, özellikle ücret politikası, kredi koşulları ve muhtemel teşvik adımları üzerinden değerlendireceğim.

1. 21–22 MAYIS'TA PİYASALARIN İLK TEPKİSİ

Mutlak butlan kararının finansal piyasalardaki ilk etkisi en sert biçimde hisse senedi piyasasında görüldü. Reuters'ın aktardığına göre 21 Mayıs Perşembe günü BIST 100 endeksi yaklaşık yüzde 6 geriledi ve piyasada devre kesici çalıştı. Aynı gün Türk tahvillerinde de belirgin satış yaşandı; bazı dolar cinsi tahvillerde fiyat düşüşü 1,4 sente kadar ulaştı. Bu hareket, Mart ayından beri görülen en sert tahvil satışlarından biri olarak kayda geçti.

Borsa tarafındaki tepkinin bu kadar kuvvetli olmasının temel nedeni, kararın şirket kârlarını doğrudan etkilemesinden ziyade, risk primi ve iskonto oranı üzerinde yarattığı ani belirsizliktir. Özellikle bankacılık hisseleri bu tür siyasal-hukuki şoklara daha hassastır. Çünkü bankalar hem kamu borçlanma faizleriyle hem kredi riskiyle hem de yabancı yatırımcı davranışıyla doğrudan ilişkilidir.

CDS cephesinde de belirgin bir yükseliş görüldü. CNBC-e'de yer alan piyasa yorumlarında CDS'in 225 baz puanlardan 254 baz puanlara kadar geldiği, Eurobond tarafında satışlar ve faizlerde yükseliş yaşandığı belirtildi. Bu, piyasanın kararı yalnızca bir parti içi gelişme olarak değil, ülke risk primi üzerinde etkili olabilecek daha geniş bir siyasal belirsizlik unsuru olarak fiyatladığını gösteriyor.

Kur tarafında ise tepki daha sınırlı kaldı. Reuters, Türk lirasının yönetimli bir değer kaybı patikasında bulunduğunu, karar sonrası liranın 45,74 seviyesine kadar gerileyerek yeni bir düşük seviyeyi gördüğünü, fakat hisse senedi ve tahvil piyasalarındaki kadar sert bir oynaklık yaşanmadığını aktardı. Bunun nedeni açıktır: Türkiye'de kur, uzun süredir yalnızca serbest piyasa dinamikleriyle değil; rezerv yönetimi, likidite koşulları, makroihtiyati tedbirler ve para politikası iletişimiyle birlikte şekillenmektedir.

Nitekim rezervler meselesi de kararın ardından yeniden gündeme geldi. Reuters, TCMB'nin brüt rezervlerinin altın dahil yaklaşık 166 milyar dolar, altın hariç net döviz rezervlerinin ise yaklaşık 35 milyar dolar civarında tahmin edildiğini; rezervlerin zirve seviyesinden yaklaşık 50 milyar dolar gerilediğini yazdı. Dolayısıyla kurda sınırlı hareket görülse bile, bu durumun rezervler üzerinde potansiyel bir baskı yaratmayacağı anlamına gelmez.

22 Mayıs Cuma günü ise piyasada kısmi bir toparlanma yaşandı. BIST 100 yaklaşık yüzde 4,5 yükselerek önceki günkü sert kaybın bir bölümünü telafi etti; bankacılık hisseleri de yaklaşık yüzde 3 toparlandı. Ancak bu toparlanma, belirsizlik priminin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmiyordu. Aynı gün Finansal İstikrar Komitesi'nin olağanüstü toplanması ve "gerekli tüm adımların eşgüdüm içinde atılacağı" mesajını vermesi, ekonomi yönetiminin de bu şoku ciddiye aldığını gösterdi.

2. SİYASİ VE HUKUKİ BELİRSİZLİK FİNANSAL İSTİKRARI NASIL ETKİLER

Siyasi ve hukuki belirsizlikler finansal piyasaları birkaç temel kanal üzerinden etkiler. Bunlardan ilki risk primi kanalıdır. Bir ekonomide yatırımcı, yalnızca beklenen getiriyi değil, bu getirinin hangi kurumsal ve hukuki zeminde oluşacağını da dikkate alır. Eğer hukuk sistemi, siyasi rekabet, seçim takvimi veya kurumsal işleyiş konusunda öngörülebilirlik azalırsa, yatırımcı aynı varlığı elde tutmak için daha yüksek getiri talep eder. Bu da CDS priminde, tahvil faizlerinde ve hisse senedi iskonto oranlarında yükseliş anlamına gelir.

İkinci kanal sermaye hareketleri kanalıdır. Türkiye gibi dış finansmana ihtiyaç duyan ekonomilerde yabancı portföy yatırımcısının davranışı önemlidir. Reuters'a göre yabancı yatırımcılar Türkiye'de 15 milyar dolar civarında TL cinsi devlet tahvili, 86 milyar dolar civarında dış borçlanma aracı ve toplam hisse senedi stokunun yaklaşık yüzde 35'ine denk gelen 46 milyar dolarlık hisse pozisyonu taşımaktadır. Bu büyüklükler, siyasi belirsizliklerin neden hızla piyasa fiyatlarına yansıdığını açıklamaktadır.

Üçüncü kanal para politikası güvenilirliği kanalıdır. Siyasi belirsizlik arttığında piyasanın sorduğu temel soru şudur: Dezenflasyon programı devam edecek mi Yoksa büyümeyi desteklemek, kredi kanallarını açmak veya seçim ekonomisine yönelmek için para ve maliye politikası gevşetilecek mi Bu soru özellikle Türkiye gibi yüksek enflasyonla mücadele eden bir ekonomide kritik önemdedir.

Dördüncü kanal kur ve rezerv kanalıdır. Eğer siyasi belirsizlik yerleşiklerin ve yabancıların döviz talebini artırırsa, kur üzerinde baskı oluşur. Kurun kontrollü tutulması halinde bu baskı rezerv kaybı, likidite sıkılaştırması veya ek makroihtiyati tedbirler yoluyla yönetilmeye çalışılır. Dolayısıyla kurun ilk anda sınırlı tepki vermesi, belirsizlik maliyetinin ortadan kalktığını değil; maliyetin kısmen rezerv ve faiz kanallarına taşındığını gösterebilir.

Bu noktada erken seçim beklentisi özel bir önem taşır. Çünkü erken seçim olasılığı, piyasalar açısından yalnızca siyasi takvim meselesi değildir. Erken seçim ihtimali, aynı zamanda ekonomi politikasının yön değiştirme ihtimalini de gündeme getirir. Ücret artışları, kamu harcamaları, kredi genişlemesi, vergi ertelemeleri veya seçici teşvik paketleri seçim ekonomisinin göstergeleri olarak okunabilir.