İsrail'de hükümet krizi: İktidar mücadelesi, İran savaşı ve küresel ekonominin geleceği

İsrail'de 27 Ekim seçimleri Netanyahu'nun parlamenter çoğunluğunu sona erdirdi ancak siyasi iktidarını henüz bitirmedi. Muhalefetin bölünmüşlüğü, Arap partilerinin kilit konumu ve Netanyahu'nun geçici başbakan olarak kalması, hükümet kurma sürecini karmaşık bir pazarlık oyununa dönüştürüyor. Bu sırada ABD, 3 Kasım ara seçimlerine hazırlanırken İran'la savaşın geleceği de belirsizliğini koruyor. İsrail'deki siyasi hesaplarla dünya ekonomisinin çıkarları aynı yönde ilerlemiyor. Petrol fiyatlarındaki yükseliş, enflasyon ve stagflasyon tehlikesi, bölgesel bir çatışmayı küresel bir ekonomik krize dönüştürebilir. Peki savaşın artan maliyeti, siyasi aktörleri barışa zorlayabilir mi İsrail seçimlerinin asıl önemi, bu sorunun cevabında yatıyor. Türkiye de bu sürecin sonuçlarından doğrudan etkilenecek.

***

Geçtiğimiz Perşembe Günü Cumhuriyet Bayramı'ydı... Bu bizim en büyük milli bayramımızdır. Milli mücadelenin anlamı sadece düşman işgal ve tahakkümünün bitmesi değildir. Bunun ötesinde bütün vatandaşların birlikte yaşama iradesini ve egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğunun tescilidir. Aynı zamanda Cumhuriyet imtiyazsız, eşitlikçi ve adil bir toplum idealini de temsil eder. Bu yüzden "Yaşasın Cumhuriyet!"

Bütün vatandaşlarımın Cumhuriyet Bayramını kutlarım.

GİRİŞ: SEÇİM BİTTİ İKTİDAR MÜCADELESİ BİTMEDİ

27 Ekim'de yapılan İsrail seçimleri, Orta Doğu'nun geleceğini etkileyebilecek ilginç bir siyasi tablo ortaya çıkardı. Netanyahu'nun liderliğindeki sağ ve dinî partilerden oluşan blok 120 sandalyeli Knesset'te 53 milletvekili kazanırken, Gadi Eisenkot çevresinde toplanan muhalefet 48 sandalyede kaldı. Arap partileri ise 19 milletvekilliği elde etti. Hükümet kurmak için gereken 61 sandalyelik çoğunluğa hiçbir blok ulaşamadı.

Ancak seçim sonuçlarının yarattığı siyasi çıkmazın bir özelliği var: Netanyahu parlamenter çoğunluğunu kaybetmesine rağmen başbakanlık makamını koruyor. İsrail'in anayasal düzeni uyarınca yeni hükümet kuruluncaya kadar mevcut hükümet görevini sürdürüyor. Dolayısıyla seçimleri kazanmakla hükümeti kurmak, çoğunluğu kaybetmekle iktidardan ayrılmak aynı şey değil.

Bu durum İsrail'de ciddi bir koalisyon krizinin başlangıcı olabilir. Üstelik krizin sonuçları İsrail'le sınırlı kalmayacak. Özellikle İran'la savaşın geleceği, petrol fiyatları ve bölgesel güvenlik üzerinden Türkiye ekonomisini de ciddi biçimde etkileyecek. İsrail'deki gelişmelerin Türkiye açısından sonuçlarını bir sonraki yazımda ayrıca ele alacağım.

KOALİSYON ÇIKMAZI VE NETANYAHU'NUN ASİMETRİK AVANTAJI

İsrail'de hükümet kurma pazarlıklarının ilginç tarafı, anlaşmaya varılamamasının bütün taraflara aynı maliyeti yüklememesidir. Netanyahu'nun mevcut koalisyonu çoğunluğunu kaybetti. Ancak muhalefet yeni bir hükümet kuramadığı sürece Netanyahu geçici başbakan olarak görevini sürdürecek. Bu da ona siyasi gündemi belirleme ve yürütme yetkilerini kullanmaya devam etme imkânı sağlıyor.

Oyun teorisi açısından burada asimetrik bir pazarlık yapısı bulunuyor: Muhalefet açısından anlaşamamak iktidara gelememek anlamına gelirken, Netanyahu açısından mevcut makamın korunması anlamına geliyor. Dolayısıyla hükümet kurulamamasının maliyeti taraflar arasında eşit dağılmıyor. Bu durum Netanyahu'nun hükümet kurma sürecinin uzamasından siyasi yarar sağlayabileceğini düşündürüyor. Ancak bundan hareketle müzakereleri bilerek engellediğini ileri süremeyiz. Böyle bir iddia için somut kanıtlara ihtiyaç var.

Netanyahu'nun devam eden yolsuzluk davaları da siyasi hesaplarını etkileyebilecek unsurlar arasında. Kendisi suçlamaları reddediyor ve hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet bulunmuyor. Başbakanlıktan ayrılması otomatik olarak mahkûmiyet anlamına gelmese de siyasi konumundaki değişim, hukuki süreçlerle ilişkisini etkileyebilir.

Öte yandan yeni bir İran savaşı, güvenlik kaygıları nedeniyle bazı seçmenleri mevcut hükümet etrafında birleştirebilir. Fakat savaşın ekonomik ve insani maliyetleri ters yönde de etkili olabilir. Dolayısıyla savaşın Netanyahu'ya mutlaka siyasi kazanç sağlayacağını varsaymak da doğru değildir.

GEÇİŞ HÜKÜMETİ: İDEOLOJİK FARKLILIKLAR AŞILABİLİR Mİ

Muhalefetin hükümet kurmasının önündeki en önemli engel parlamenter aritmetik değil, siyasi taahhütlerdir.

Eisenkot'un çevresindeki 48 milletvekiline Arap partilerinin 19 milletvekili eklendiğinde 67 sandalyelik çoğunluk ortaya çıkıyor. Ancak muhalefetin bazı sağ ve merkez sağ partileri Arap partilerinin desteğine dayanan bir hükümete karşı çıkıyor. Buna rağmen sınırlı programlı bir geçiş hükümeti ihtimalini göz ardı etmemek gerekir.

Siyasi partilerin bir araya gelebilmesi için bütün ideolojik görüşlerinin örtüşmesi gerekmez. Bazen mevcut siyasi düzenin devamının maliyeti, ideolojik tavizlerin maliyetini aşabilir. Böyle durumlarda ortak bir tehdidi veya sorunu ortadan kaldırmaya yönelik geçici iş birlikleri mümkün hâle gelir.

İsrail'de de Arap partilerinin kabineye katılmadan dışarıdan destek verdiği, belirli bir süre için kurulacak geçiş hükümeti düşünülebilir. Böyle bir hükümetin programı anayasal ve kurumsal işleyişin güçlendirilmesi, ekonomik istikrarın sağlanması ve dış politikada diplomatik seçeneklerin değerlendirilmesiyle sınırlandırılabilir. Ancak bu formülün önündeki siyasi engeller küçümsenmemelidir. Özellikle Bennett ve Lieberman'ın tutumları belirleyici olacaktır.

Buradaki temel mesele şudur: Netanyahu'nun görevde kalmasının siyasi maliyeti, Arap partileriyle sınırlı iş birliğinin maliyetinden daha yüksek görülürse, bugün imkânsız sayılan bir koalisyon yarın müzakere edilebilir hâle gelebilir.

WASHINGTON'UN BEKLEYİŞİ: 3 KASIM SEÇİMLERİ

İsrail'deki hükümet pazarlıklarının yalnızca İsrailli siyasi aktörler tarafından belirleneceğini düşünmek gerçekçi değildir. ABD'nin diplomatik ve askerî desteği, İsrail'in iç siyasi dengelerini dolaylı biçimde etkileyebilecek güçtedir. Başkan Trump'ın Netanyahu'ya verdiği kişisel destek biliniyor. Buna karşılık Amerikan yönetimi içerisinde Netanyahu'nun bölgesel politikalarından rahatsızlık duyan ve farklı İsrail hükümetleriyle çalışmaya daha açık görünen isimler de bulunuyor. Burada zamanlama son derece önemli.

ABD'de 3 Kasım'da Kongre ara seçimleri yapılacak. Cumhuriyetçilerin seçimlerden alacağı sonuç, Trump yönetiminin İran politikasını değerlendirirken karşılaşacağı iç siyasi koşulları değiştirebilir.

Cumhuriyetçilerin ciddi kayıplar yaşaması hâlinde savaşın ekonomik maliyetleri, petrol fiyatları ve seçmenlerin hayat pahalılığına yönelik tepkileri daha fazla siyasi baskı yaratabilir. Buna karşılık Cumhuriyetçilerin güçlenmesi, yönetim tarafından mevcut politikalarına yönelik siyasi destek olarak yorumlanabilir. Ancak böyle bir sonuç, seçmenlerin İran savaşını onayladığını tek başına göstermez.

Dolayısıyla Washington'un İsrail'deki koalisyon pazarlıklarına ilişkin kesin tutumunu açıklamak için Amerikan seçimlerinin sonuçlarını bekliyor olması mümkündür. Bunun bilinçli bir strateji olduğuna ilişkin kesin kanıt bulunmamakla birlikte, seçim öncesinde farklı seçenekleri açık tutmak diplomatik açıdan anlaşılabilir bir davranıştır.

ABD'nin Netanyahu dışındaki bir hükümetle çalışmaya hazır olduğunu göstermesi, muhalefet partilerinin siyasi hesaplarını değiştirebilir. Fakat Washington'un önceliğinin mutlaka barış olduğunu varsayamayız. İran'a karşı yeni askerî operasyon seçeneği de Amerikan yönetiminin gündemindedir.

SAVAŞIN BEDELİ: PETROL ENFLASYON VE STAGFLASYON

İsrail'deki hükümet krizinin dünya ekonomisi açısından önemini anlamak için İran savaşının maliyetlerine bakmak gerekiyor. Savaş yalnızca İran ve İsrail'in askerî kapasitesini ve ekonomik kaynaklarını tüketmiyor. Körfez ülkelerinin enerji üretimini, uluslararası taşımacılığı, ticaret yollarını ve küresel finans piyasalarını da etkiliyor. Özellikle Hürmüz Boğazı'nın güvenliği dünya ekonomisi açısından hayati öneme sahip. Petrol arzındaki kesintiler ve nakliye riskleri fiyatlara yansırken, enerji maliyetlerindeki artış üretimden ulaştırmaya kadar bütün sektörleri etkiliyor.