Tütünle Mücadelede Asıl Hedef: Hiç Başlamayan Bir Nesil

Bir hekim ve ömrünün önemli bir bölümünü başta tütün olmak üzere bağımlılıklarla mücadeleye adamış bir insan olarak, bu alanda atılan her kararlı adımı kıymetli buluyorum. Çünkü bağımlılıkla mücadelede kazanılan her mesafenin ardında korunmuş bir hayat, dağılmamış bir aile ve geleceğe daha sağlıklı bakabilen bir çocuk vardır.

Sağlık Bakanlığımızın üzerinde çalıştığı, henüz kanunlaşmamış yeni düzenleme taslağını da bu inançla destekliyorum. Basına yansıyan çerçevesiyle satış noktalarından açık alanlara, yaş doğrulamasından gelecek nesillerin korunmasına kadar uzanan bu hazırlık, Türkiye'nin tütünle mücadelesini ileriye taşıyabilecek önemli bir adımdır. Bu iradenin güçlü biçimde sahiplenilmesini ve hazırlıkların kapsamlı bir düzenlemeye dönüşmesini değerli buluyorum.

Bu mesele benim için yeni değil. 2007 yılında, daha sonra 5727 sayılı Kanun olarak yasalaşan ve Türkiye'de dumansız hava sahasının genişlemesinde önemli bir dönüm noktası oluşturan teklifin ilk imza sahibi olmuştum. O gün savunduğumuz temel ilke bugün de geçerli: Tütünle mücadele, sigara içen insanla mücadele değildir; insanı tütünün zararlarından koruma mücadelesidir.

O yıllarda da itirazlar vardı. Alışkanlıkların değişmeyeceği, getirilen kuralların benimsenmeyeceği, uygulamanın güç olacağı söyleniyordu. Ancak toplum sağlığını korumak için, güçlükleri görerek ve çözüm üreterek ilerlemek gerekir. Bugün yeni adımların tartışılabiliyor olması, geçmişte ortaya konulan iradenin sürdürülmesinin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

Şimdi bu birikimin üzerine yenisini koyma zamanıdır.

Tütün endüstrisi değişiyor. Ürünler, satış kanalları ve pazarlama yöntemleri değişiyor. Çocukların ve gençlerin karşılaştığı özendirici unsurlar da farklılaşıyor. Halk sağlığını koruyan düzenlemelerin bu değişime karşı güncellenmesi, devletin koruyucu sorumluluğunun doğal bir gereğidir. Sağlık Bakanlığımızın hazırlığını bu açıdan yerinde ve gerekli görüyorum.

Taslağa ilişkin basına yansıyan bilgiler arasında tütün ürünlerinin müşterinin göremeyeceği dolaplarda tutulması ve satış sırasında elektronik yaş doğrulamasının kullanılması bulunuyor. Bu yaklaşımın merkezinde çok haklı bir düşünce var: Çocukların tütün ürünlerine erişimini güçleştirmek ve bu ürünlerin gündelik hayat içindeki görünürlüğünü azaltmak.

Bir çocuğun alışveriş sırasında karşısına çıkan sigara paketleri, yalnızca rafta duran ticari ürünler değildir. Tekrarlanan karşılaşmalar, zamanla o ürünü hayatın olağan bir parçası gibi gösterebilir. Çocuklarımızı korumak istiyorsak yalnızca onlara ne söylediğimize değil, nasıl bir çevrede büyüdüklerine de bakmalıyız.

Türkiye'nin düz ve standart paket uygulamasıyla attığı adımın satış ortamına yönelik tedbirlerle tamamlanması bu nedenle önemlidir. Paket, teşhir, reklam, erişim ve denetim birbirinden kopuk başlıklar değildir. Aynı koruma politikasının birbirini güçlendiren parçalarıdır.

Hazırlanan düzenlemenin sahada güçlü bir karşılık bulması için uygulama altyapısının da aynı kararlılıkla hazırlanması gerekir. Satış noktalarının bilgilendirilmesi, yaş doğrulama sistemlerinin işler hale getirilmesi, düzenli denetim ve caydırıcı yaptırımlar bu adımın başarısını büyütecektir. Denetimi, çıkarılan kanunun toplum sağlığına verdiği sözü yerine getiren bir sorumluluk olarak görmeliyiz.

Yılların tecrübesi bana şunu öğretti: İyi hazırlanmış bir kanun, kararlı uygulamayla hayat bulur. Bu nedenle denetim kapasitesine yapılacak her katkı, düzenlemenin hedeflerine yapılmış bir yatırımdır. Sağlık çalışanlarının, ilgili kamu kurumlarının ve yerel yönetimlerin eş güdüm içinde hareket etmesi, Bakanlığımızın ortaya koyduğu iradeyi sahada güçlendirecektir.

Restoran ve kafelerin açık alanları, okul ve hastane çevreleri, çocuk parkları ve diğer ortak yaşam alanlarına ilişkin önerileri de aynı anlayışla ele alıyorum. Dumandan korunma hakkını gözeten, sınırları açık ve uygulanabilir kurallar toplumun ortak hayatını daha sağlıklı hale getirebilir.

Özellikle çocukların bulunduğu alanlarda daha koruyucu bir yaklaşımı benimsemeliyiz. Çocuklar nerede bulunacaklarını ve hangi havayı soluyacaklarını her zaman kendileri seçemez. Onların adına bu sorumluluğu yetişkinlerin ve kamu otoritesinin üstlenmesi gerekir. Bir çocuğun dumana maruz kalmadan oynayabilmesi, hepimizin sahip çıkması gereken temel bir beklentidir.

Bu mücadelede kullandığımız dil de en az aldığımız tedbirler kadar önemlidir. Sigara kullanan insanları suçlayan, inciten veya toplumun dışına iten bir yaklaşım doğru değildir. Hekimlik hayatım boyunca bağımlılığın yalnızca "istemek" ya da "vazgeçmek" kelimeleriyle açıklanamayacağını gördüm. Bırakmak isteyen insanın yanında olmak zorundayız.

Tütün kullanımını azaltmaya yönelik her adımı, bırakmayı kolaylaştıran hizmetlerle desteklemeliyiz. Sigara bırakma poliklinikleri, danışmanlık ve bilimsel olarak etkili tedavilere erişim bu çabanın ayrılmaz parçasıdır. İnsanlara hem sağlıklı bir çevre sunmalı hem de bağımlılıktan kurtulabilecekleri yolu açmalıyız. Başvuran kişinin takip edildiği, cesaretlendirildiği ve ihtiyaç duyduğunda yeniden destek alabildiği bir sistem, mücadelenin insana dokunan yüzüdür.

2040 için tütünsüz bir gelecek hedefini de bu geniş çerçevede değerlendiriyorum. Böyle hedefler, bugünden hangi sorumlulukları üstleneceğimizi belirlediğimiz ölçüde anlam kazanır. Çocukların tütün ürünlerine erişiminin azaltılması, gençlerin başlamasının önlenmesi, bırakma hizmetlerinin güçlendirilmesi ve dumana maruziyetin düşürülmesi için atılan her adım, o geleceği biraz daha mümkün kılar.