Bir liderin aklı yalnızca kendisini mi ilgilendirir
Bu soru artık tıp fakültelerinin amfilerinde, siyaset bilimi kürsülerinde ya da etik komisyonlarında tartışılan teorik bir mesele değildir. Bugün bu soru; savaş uçaklarının gölgesinde, nükleer tehditlerin arasında, Gazze'nin enkazında, İran semalarında ve çöken diplomasi masalarında karşımıza çıkan yakıcı bir gerçekliğe dönüşmüştür.
5 Ağustos 2018'de kaleme aldığım "Hekimce Bir Bakış: Demans" başlıklı yazıda, ABD Başkanı Donald Trump'ın davranışlarını hekim gözüyle değerlendirmiş ve lider sağlığının şahsi bir mesele sayılamayacağını ifade etmiştim. O gün demansın yalnızca unutkanlıktan ibaret olmadığını; muhakeme zayıflığı, öfke kontrolünde bozulma, aşırı tepki verme, gerçeklik algısında aşınma ve sorumluluk duygusunda zayıflama gibi belirtilerle de okunabileceğini hatırlatmıştım.
Yazıda özellikle şu soruyu sormuştum:
"Eğer demans belirtileri gösteren kişi bir süper gücün lideriyse, dünyanın nasıl bir riskle karşı karşıya olduğunu hesap etmek gerekmez mi"
Aradan sekiz yıl geçti.
Bugün mesele artık yalnızca bir liderin sıra dışı çıkışları, kaba üslubu ya da diplomasi teamüllerini zorlayan tavırları değildir. Sorun, dünyanın en büyük askerî gücünün başındaki iradenin; hukuku zorlayan, diplomasiyi küçümseyen ve küresel gerilimleri derinleştiren bir siyaset dili üretmesidir.
2018'de dikkat çekilen davranış örüntüleri, bugün küresel kriz başlıklarına dönüşmüş durumdadır.
Bir ülkenin Cumhurbaşkanını gece baskınıyla yatağından kaldırmak, kameralar önünde devlet liderlerini azarlamak, önüne gelen ülkeye tehdit diliyle parmak sallamak; diplomasi değil güç gösterisidir. Hukukun yerine tehdidi, müzakerenin yerine zorbalığı koyan bu anlayış, fren mekanizmasını kaybetmiş küresel bir kabalığın yeni yüzüdür.
Eskiden diplomasi masalarında anlaşmalar konuşulurdu. Bugün ise ülkelerin petrolü, limanları, enerji hatları ve madenleri pazarlık nesnesine dönüştürülüyor. Petrol varsa demokrasi hatırlanıyor, maden varsa özgürlük nutukları yükseliyor, stratejik geçit varsa insan hakları bir anda rafa kaldırılıyor.
Dünyanın içine sürüklendiği tablo tam olarak budur.
Trump'ın Netanyahu'nun saldırgan çizgisine eklemlenerek İran gerilimini büyüten söylemleri de bu tehlikeli savrulmanın yeni halkalarından biri olmuştur. 2026'da İran merkezli kriz; ABD-İsrail saldırıları, ateşkes tartışmaları, nükleer müzakere krizleri ve bölgesel savaş ihtimali etrafında giderek ağırlaşırken, Trump'ın kullandığı sert ve provoke edici ifadeler uluslararası kaygıları daha da artırmıştır.
Bu durum, 2018'de yapılan uyarının neden yalnızca tıbbi değil aynı zamanda siyasi ve güvenlik boyutu taşıdığını göstermektedir. Çünkü lider sağlığı meselesi; karar alma ehliyeti, kriz yönetimi, öfke kontrolü ve hukuk bilinciyle doğrudan ilişkilidir.
Gazze'de çocuklar ölürken, hastaneler hedef alınırken ve şehirler yıkılırken; dünyanın en güçlü devletinin barışı büyütmek yerine ateşi körükleyen bir hatta savrulması ayrıca ibret vericidir. İsrail'in saldırganlığına fren olmak yerine ona diplomatik zırh ve askerî cesaret sağlamak, Amerika'yı barış kurucu olmaktan çıkarıp yangını büyüten bir güce dönüştürmüştür.
Bugün ABD'li 30 kıdemli doktorun Trump'ın zihinsel yeterliliğine ilişkin kamuoyuna yaptığı çağrı da bu tartışmayı yeniden dünya gündemine taşımıştır. Saygın tıp dergilerinde yürüyen tartışmalarda mesele yalnızca sağlık açısından değil; kamu güvenliği, siyasi sorumluluk ve liderlerin ruhsal uygunluğunun toplum adına tartışılıp tartışılamayacağı ekseninde değerlendirilmektedir.

12