Hasta denince gözlerimizde hastanelerde yatanlar canlanıyor. Oysa evlerinde, iş yerlerinde, okullarında gün geçtikçe sağlığı kötüye giden görünmez bir kalabalık var.
Sofrada, uykuda, hareketsizlikte, ekran karşısında geçen uzun saatlerde... Beden önce fısıldar, sonra uyarır, en sonunda ise bağırır. Biz ise çoğu zaman o sesi ancak hastane koridorlarında duyarız.
Yaşamın kalitesi alışkanlıklarımızda saklıdır. Bugün sağlık sistemleri ne kadar gelişirse gelişsin, insan kendi hayatını hoyratça tüketiyorsa en gelişmiş, en donanımlı hastane bile geç kalmış bir savunma hattına dönüşebilir.
Koruyucu hekimlik bu yüzden hayatı doğru yerden okumanın olmazsa olmazıdır. Asıl başarı, hastalığı tedavi etmekten ziyade insanı hasta olmadan önce koruyabilmektir. Bir tansiyonun yükselmesini, bir şeker hastalığının sessizce ilerlemesini, bir çocuğun ekran karşısında ruhen yorulmasını erken fark etmek; en pahalı, en zor ve en karmaşık tedaviden çok daha değerlidir.
Beslenme yalnızca karın doyurmaktan ibaret değildir. Evde kurulan sofra, gelecekteki hastane yükünü belirleyen sessiz bir masadır. Fazla şeker, fazla tuz ve hareketsizlik, yıllar sonra acı reçetelere dönüşebilir. Bu gerçeği bilip de değiştirmemek, ihmali alışkanlık haline getirmektir.
Hareket de böyledir. İnsan bedeni durmak için yaratılmamıştır. Fakat modern hayat, konfor adı altında bedeni yavaş yavaş tembelliğe alıştırdı. Asansör, araç, masa başı düzeni, telefon ekranı... Hepsi küçük kolaylıklar gibi görünür. Ancak bir araya geldiklerinde büyük bir sağlık meselesine dönüşürler.
Uyku ise en çok hor gördüğümüz nimetlerden biridir. Geceyi ekrana, gündüzü yorgunluğa teslim eden bir toplumda dikkat azalır, sabır incelir, bağışıklık zayıflar, ruh yorulur. Uykusunu kaybeden insan, dinlenmesiyle birlikte kendini onarma imkanını da kaybeder.
Dijital bağımlılık ise bu tablonun en yeni ve en derin boyutlarından biridir. Çocuklarımızın elinden tableti almak hiç de kolay değildir; çünkü önce kendi elimizdeki telefonu bırakmamız gerekir. Evde konuşmalar azalırken ekranların sesi çoğalıyorsa yalnızca gözler yorulmaz, dikkat dağılmaz. Aile bağları da zayıflar, insanlar kendi içlerine çekilir. Çocuk da yetişkin de kalabalıkların içinde yalnızlaşır. Hatta zamanla kendi içinde kaybolur.
Burada sık duyulan itiraz bellidir: "Hayat zor, tempo ağır, herkes yetişmeye çalışıyor." Doğrudur. Peki bu açıklama sorunu çözüyor mu Zorluk, sağlıksız yaşamı mazur gösterebilir; ancak bedelin ödenmesini engelleyemez. Çünkü beden mazeret dinlemez. Ertelenen her ihmal, gün gelir bir hasta dosyasına dönüşür.

10