Türkiye'de 2025 yılında hekime başvuru sayısı 1 milyar 138 milyonu aştı. Kişi başına yıllık başvuru 13,2'ye ulaştı. Bu sayı 2002'de 3,1'di. Yani 23 yılda yaklaşık 4,3 katına çıktı.
Bu tabloya bakarken asıl sorumuz şu olmalı: İnsanları hastalandıklarında tedaviye ulaştırırken, hastalanmalarını önlemek için ne kadarını yapıyoruz
Önce hakkını teslim edelim. Sağlık hizmetlerine erişimin genişlemesi önemli bir kazanımdır. Geçmişte doktora ulaşmakta güçlük çeken insanların bugün muayene olabilmesi değerlidir. Başvuru sayılarındaki artışı değerlendirirken sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaşmasını da dikkate almak gerekir.
Üstelik başvuruların 4,3 katına çıkması, hastalanma sıklığının da aynı oranda arttığı anlamına gelmez. Kontroller, kronik hastalıkların takibi ve tekrarlanan muayeneler de bu sayıya dahildir.
Ancak sağlık hizmetlerine erişimde sağlanan ilerleme, koruyucu sağlığın önemini azaltmaz. Tam tersine, önümüze yeni bir sorumluluk koyar.
Bence artık daha köklü kararlar almanın tam zamanıdır.
İlk adım, önlenebilir hastalıkların başlıca nedenlerinden biri olan tütünle mücadeleyi, denetimden bırakma desteğine kadar her alanda güçlendirmek olmalıdır.
Çocuklara sigara satışını engelleyemeyen, kapalı alanlardaki ihlallere göz yuman bir anlayışın doğuracağı sağlık yükünü sonradan hekimlerin omuzlarına bırakamayız. Sigarayı bırakmak isteyen herkese ulaşılabilir danışmanlık ve etkili tedavi imkanlarını daha da yaygınlaştırmalıyız.
Beslenmede de sorumluluğu yalnızca vatandaşa yüklemekten vazgeçmeliyiz.
"Şekeri azalt, tuzu kes" demek işin kolay yanı. Asıl mesele, her gün satın alınan ürünlerin içeriğini iyileştirmek ve sağlıklı beslenmeyi herkesin bütçesine uygun hale getirmektir.
Gıda üreticilerine, ürün gruplarına göre kademeli ve denetlenebilir tuz azaltma hedefleri getirilebilir. Şekerli içeceklerde ise içerdiği şeker miktarını esas alan vergilendirme modelleri değerlendirilebilir. Bu uygulamalardan sağlanacak kamu gelirlerinin bir bölümü, çocukların sağlıklı beslenmesine, okullarda ücretsiz içme suyu sunulmasına ve sağlıklı gıdaya erişimin desteklenmesine ayrılabilir.
Bir okulda sağlıklı yaşamı anlatırken kantinde bunun tersini sunmak, çocuğa çelişkili bir mesaj vermektir.
Okul kantinleri ve kamu yemekhaneleri, bu değişimin başlayacağı yerler olmalıdır.
Aynı tutarlılığı şehirlerimizde de göstermeliyiz.
İnsanlara yürümelerini, hareket etmelerini, spor yapmalarını tavsiye ediyoruz. Peki bunun için gerekli şartları ne kadar sağlayabiliyoruz
Güvenli kaldırımlarımız, erişilebilir parklarımız, yürüyüş yollarımız, spor alanlarımız ve çocuklarımızla vakit geçirebileceğimiz yeşil alanlarımız yeterli mi
Artık belediye bütçesinde kaldırıma ayrılan kaynağın, geleceğin sağlık harcamalarıyla ilişkisini de görmeliyiz.
Bütün bu çabaların merkezinde güçlü bir aile hekimliği sistemi bulunmalıdır.
Tansiyonu yüksek çıkan kişinin yalnızca sonucunu öğrenmesi yeterli değildir. Düzenli izlenmesi, gerektiğinde tedaviye yönlendirilmesi ve sağlıklı yaşam konusunda desteklenmesi gerekir.
Bunun için aile hekimlerimize ve diğer sağlık çalışanlarımıza yeterli zaman, yetişmiş personel ve uygun çalışma şartları sunmalıyız.
Doğru değerlendirmeyi düzenli takiple tamamlayan bir sağlık anlayışını güçlendirmeliyiz.
Şunu da açıklıkla ifade edelim: Koruyucu sağlık hizmeti, herkese sınırsız test yaptırmak değildir. Yaşa, risklere ve bilimsel kanıtlara uygun taramaların, aşılamanın, danışmanlığın ve düzenli izlemin bir bütün olarak yürütülmesidir.

9