Müslüman bir ülkede öğrencilerin Ramazan etkinliklerine katılması "çetecilik" olarak yaftalanıyorsa, tartışılan şey çocuklar değildir. Tartışma, bu milletin inancının kamusal alandaki yeridir.
Okul bahçesinde yapılan bir programı, bir yardım kampanyasını ya da kültürel bir faaliyeti organize suç diliyle tarif etmek masum bir kelime tercihi sayılamaz. Çocuklar için "çete" ifadesini kullandığınız anda pedagojik bir eleştiri yapmış olmazsınız; meşru bir değeri kriminal bir çerçevenin içine itmiş olursunuz. Bu, eğitim politikasına dair bir itiraz değil; inancın görünürlüğüne dönük bilinçli bir ithamdır.
Ana muhalefet liderinin grup toplantısında sarf ettiği "küçücük çocuklar üzerinden çetelendirme" sözü sıradan bir polemik cümlesi değildir. Hedef alınan Ramazan etkinliği değil, o etkinliğin dayandığı toplumsal zemindir. Çocukların değerler eğitimi kapsamında bir araya gelmesi, paylaşmayı öğrenmesi, yardım kampanyaları düzenlemesi suç çağrışımı taşıyan bir kavramla yan yana getirildiğinde ortaya çıkan şey eleştiri değil, zihinsel bir mesafenin ifadesidir. Bu tabloyu benim açımdan daha da üzücü kılan nokta ise bu sözlerin bir sağlık personelinden gelmiş olmasıdır. Oysa sağlık çalışanı, her şartta merhametin ve hoşgörünün temsilcisi olmalıdır. Hele ki siyaset sahnesindeyse.
Türkiye'nin gerçeği ortadadır. Bu toplumun ezici çoğunluğu Müslümandır. Ramazan da dayanışmanın, infakın ve empati kültürünün güçlendiği bir zaman dilimidir. Okullarda yapılan etkinlikler bu kültürel zeminin doğal bir yansımasıdır. Her yıl ihtiyaç sahipleri için koliler hazırlanır, kampanyalar düzenlenir, değerler üzerine sohbetler yapılır. Bunun neresinde "çete" iması barınır Hangi yönüyle yıkıcı ya da ayrıştırıcı bir faaliyet olarak görülebilir
Mesele tam burada düğümleniyor. Bu ülkede azınlık okullarında dini bayramlar yıllardır kutlanıyor. Ermeni okullarında Paskalya programları yapılıyor, Surp Sarkis anmaları düzenleniyor. Rum okullarında Noel ve Paskalya etkinlikleri gerçekleştiriliyor. Musevi okullarında Hanuka ve Purim kutlanıyor. Süryani eğitim kurumlarında dini günler yaşatılıyor. Bunlara kim "örgütlenme" dedi Kim "ayrılık çıkarma" ithamında bulundu Kim "çetecilik" imasında bulundu Hiç kimse. Doğrusu da budur. Çünkü bunlar anayasal güvence altındaki dini ve kültürel özgürlüklerdir.
Aynı özgürlük İslam söz konusu olduğunda neden birdenbire kriminal bir dile teslim ediliyor Eğer mesele laiklik ya da eşitlik hassasiyeti ise ilke herkese aynı şekilde uygulanır. Azınlığın dini pratiği "kültürel zenginlik" diye anılırken çoğunluğun dini pratiği "ayrılık" gibi sunuluyorsa burada seçici bir refleks vardır; üstelik sağlıklı bir refleks değildir.
Seçim dönemlerinde meydanlarda dini hassasiyetlere vurgu yapan, cami avlularında poz veren, muhafazakar seçmene şirin görünmek için kelimelerini tartarak kullananların; konu Ramazan etkinliklerine geldiğinde organize suç terminolojisine yaslanması ibretliktir. Siyaset açısından da çıkmaz bir sokaktır bu. Dindarlık üzerinden sempati üretmeye çalışanların gerçek refleksi tam da böyle anlarda görünür olur. Meydanda kuzu postuna bürünenlerin kürsüde eski kodlarına dönmesi kimseyi şaşırtmıyor artık.

3