Rakamların anlatamadığı Bayraktar hikayesi

Vergi rekortmenleri açıklandı.

Selçuk Bayraktar 2 milyar 991 milyon, Haluk Bayraktar ise 2 milyar 502 milyon lirayı aşan gelir vergisiyle listenin zirvesinde.

İki kardeş.

Yaklaşık 5,5 milyar lira vergi.

Rakam büyük.

Fakat benim için o rakamdan daha büyük bir şey var orada:

Bir aile.

Bayraktar ailesini uzun yıllardır tanıyorum.

İnsan uzaktan baktığı başarıyı rakamlarla anlatabilir. Yakından tanıdığı insanların başarısında ise başka şeyler görür.

Bir babanın emeğini...

Bir annenin duasını...

Çocuklara küçük yaşlarda verilen terbiyeyi...

Çalışmanın, üretmenin, alın terinin bir evin içinde nasıl ahlaka dönüştüğünü...

Başarının tırnaklarla kazınarak nasıl elde edildiğini...

Bir de serde Sürmenelilik var elbette!

Büyük bir mutlulukla söylüyorum ki aynı denizin balığı, aynı memleketin çocuklarıyız.

Sürmene, denizle dağın birbirine fazla yer bırakmadığı bir coğrafyadır.

Toprak azdır, ufuk geniştir.

Ekmek kolay kazanılmaz.

Belki bundandır, Sürmeneli eline aldığı işi yarım bırakmayı pek sevmez. Dağ kadar inatçı, deniz kadar engindir. Çalışkandır. Elinden adeta her iş gelir.

Sürmene'de çeliğe su veren ustaların ateşi hala yanıyor.

Bıçağa şekil veren o kadim maharet, bugün aynı toprakların çocuklarının elinde gökyüzüne uzanan teknolojiyle başka bir anlam kazanıyor.

Medar-ı iftiharımız BAYKAR, 2025 yılında 2,2 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdi. Türkiye'de tasarlanan, geliştirilen ve üretilen yüksek teknoloji ürünleri dünyanın dört bir yanına ulaştı.

Bir zamanlar başkalarının kapısında aradığımız teknolojilerin üzerine bugün BAYKAR'ın öncülüğünde Türk mühendislerinin imzası atılıyor.

Bunun ekonomik değerini hesaplayabilirsiniz.

İhracatını hesaplarsınız.

Vergisini hesaplarsınız.

Üretim kapasitesini hesaplarsınız.

Ama bazı şeylerin cetveli yoktur.

Hesabı, kitabı yoktur.

Bir Türk gencinin bir insansız hava aracına, bir fabrikaya, bir mühendisin çizim masasına bakıp:

"Ben de yapabilirim."

demesinin değerini hangi bilançoya yazacağız

İşte bu hesap hiçbir deftere sığmaz.

Bence Bayraktar ailesinin Türkiye'ye bıraktığı en kıymetli izlerden biri tam da burada.

Ve bu hikayeyi anlatırken rahmetli Özdemir Bayraktar'ı anmadan geçemem.

Bazı babalar çocuklarına servet bırakır.

Bazıları bir isim.

Bazıları ise bir istikamet bırakır.

Özdemir Abi'nin evlatlarına bıraktığı asıl mirasın da bu olduğuna inanıyorum:

Çalışma ahlakı...

Dürüstlük...

Üretmek...

Eğilip bükülmemek...

Mühendisliği yalnızca bir meslek değil, memlekete karşı bir sorumluluk olarak görmek...

Özdemir Abi ömrü boyunca "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol" düsturuyla yaşamaya gayret etti.

Bugün Selçuk ve Haluk Bayraktar'ın ulaştığı yere bakınca insan ister istemez geriye, o aile ocağına dönüyor.

Çünkü büyük hikayeler çoğu zaman büyük salonlarda başlamaz.

Bir evde başlar.

Babanın çalışma masasının kenarında...

Annenin çocukları için ettiği duada...

Çocuğun, büyüklerin konuşmasını sessizce dinlediği bir akşam sofrasında...

Sonra yıllar geçer.

Çocuk büyür.