Bir sabah telefonunuzu açtığınızda karşınıza şu mesajların çıktığını düşünün:
"Kargonuz beklemede, tıklayın",
"Bankanızdan acil uyarı",
"Hesabınız askıya alındı",
"Ödül kazandınız",
"Güvenlik güncellemesi gerekiyor",
"Mail kutunuz doldu - şifrenizi yenileyin",
"Instagram hesabınıza farklı cihazdan giriş yapıldı".
Ya da Baykar, TP gibi gözbebeğimiz kurumların adını kullanan sahte yatırım videolarının sosyal medyada dolaştığını gördüğünüzde hiç şunu düşündünüz mü:
Biz gerçekten sanal hayatımızı güvenilir bir ortamda mı sürdürüyoruz, yoksa siber dünyanın görünmez köşelerinde pusuda bekleyen modern tuzaklarla mı karşı karşıyayız
Son günlerde neredeyse her bildirim, her link, her arama yalnızca telefonlarımızı değil, geleceğimizi tehdit eder hale geldi.
Sahte siteler, oltalama mesajları, kopyalanmış banka ekranları... Hepsi aynı soruyu sorduruyor:
Bu saldırılar neden bu kadar arttı ve biz bu dalgaya karşı nasıl daha güçlü durabiliriz
Türkiye'de ve dünyada siber dolandırıcılık vakaları son yıllarda katlanarak artıyor. MASAK ve EGM'nin 2024 verileri, şikayetlerde dramatik bir yükseliş olduğunu gösteriyor.
Bu artışın sebebi sadece bireysel hatalar ya da ulusal güvenlik eksikliği değil; karşımızdaki suç yapılarının nitelik değiştirmesi.
Dolandırıcılar artık bir apartman dairesinde üç kişi çalışan küçük ekipler değil;
uluslararası bağlantıları olan, yapay zeka destekli yazılımlar kullanan, sahte ses ve görüntü üreten organize yapılar haline gelmiş durumda.
Onların teknolojisi her gün bir adım daha öne geçerken, devletlerin hukuki ve teknik altyapıları aynı hızda güncellenemiyor. Kamuya ait süreçler, doğası gereği daha fazla zaman alıyor.
Bu tablo, dolandırıcıların cesaretini artıran temel etkenlerden biri.
Türkiye suçluları yakalamakta mahir bir ülke; ancak dijital suçlar diğer suçlarla aynı mantıkla işlemez.
Bir hırsızın adresi bellidir.
Ama dijital bir saldırgan Vietnam'dan, Nijerya'dan, Balkanlar'dan ya da İstanbul'daki bir internet kafeden saldırabilir.
IP'ler saklanır, paralar saniyeler içinde farklı hesaplara dağıtılır, sanal cüzdanlar anlık açılıp kapanır. Bu nedenle takip hem yüksek teknik kapasite hem de uluslararası koordinasyon gerektirir.
Bu bir zafiyet değil; dijital çağın tüm ülkelere dayattığı ortak mücadele biçimidir.
Türkiye'nin teknik kapasitesi yıllar içinde güçlendi; ancak tehdit büyüdükçe daha fazla uzman, daha gelişmiş yazılımlar ve daha hızlı entegrasyon gereksinimi doğmaktadır.
Bazı ülkeler geliştirdikleri modellerle öne çıkıyor:
Estonya - Dijital Omurga
E-devlet, bankalar ve kimlik doğrulama tek merkezde entegre. Linke tıklamanız yetmiyor; cihaz ve davranış doğrulaması devreye giriyor.
İngiltere - Ulusal Tek Merkezli İzleme
"Action Fraud" sistemi şikayetleri tek merkezde toplayıp analiz ediyor.
Güney Kore - Gerçek Zamanlı Müdahale
Şüpheli işlemler milisaniyeler içinde durdurulabiliyor.
Bu örnekler bize şunu gösteriyor:
Siber suçla mücadele sadece yargısal ya da polisiye bir faaliyet değildir; mühendislik, entegrasyon ve hız işidir.
Üstelik dolandırıcılar yalnızca sistem açıklarını değil, insan psikolojisini hedef alıyor:
Merak, panik, kolaylık, acele karar verme eğilimi... Hepsi milyonlarca kullanıcıyı savunmasız bırakıyor.
"Kargonuz teslim edilemedi."
"Banka hesabınızda olağan dışı işlem var."
"Kimliğiniz çalındı, hemen işlem yapın."
"Hakkınızda terör soruşturması var."
Hepsi insanı aceleye sürüklemek için kurgulanmış tuzaklar.
Bu nedenle teknoloji kadar dijital hijyen de hayati önem taşıyor.

6