"Burada niye bu hız sınırı var" diye kendi kendinize sorduğunuz o anı hatırlayın. Tabelanın mantığını değil, cezasını düşündüğünüz o kısa tereddüt aralığını... İşte tam orada yol bitmiyor, adalet duygusu yalpalıyor muydu Yıllardır karayollarında karşımıza çıkan ve yolun ruhuyla kavga eden hız levhaları bu yüzden sadece teknik bir ayrıntı değil, toplumsal güven meselesi değil miydiNitekim 26 Ekim 2025 tarihli yazımda, "Yolun mantığına uymayan ya da görünmeyen hız tabelaları yüzünden ceza almak, cezayı adalet olmaktan çıkarıp pusuya dönüştürüyor" demiştim. Çünkü sürücüler yalnızca hızdan değil, belirsizlikten yoruluyordu.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu'nun son açıklaması bu nedenle basit bir düzenleme olarak görülmemeli. Bakan, ülke genelinde hız sınırlarını belirleyen işaretlemelerde sadeleştirmeye gidildiğini ve 68 bin 579 kilometrelik yol ağında 58 bin 246 levhanın kaldırıldığını açıkladı. Bu rakamlar kağıt üzerinde sıradan bir istatistik gibi durabilir; fakat direksiyon başında hayatıyla, emeğiyle ve sabrıyla sınanan milyonlar için bu karar yalnızca mühendislik tercihi değil, devletle vatandaş arasındaki güven duygusunun onarımına yönelik ciddi bir merhaledir. Yolun dili sadeleşiyor, gürültü azalıyor, mesaj berraklaşıyor.
Uzun süredir sürücülerin zihninde aynı soru dolaşıyordu: Ceza gerçekten güvenlik için mi vardır, yoksa karmaşık ve tutarsız tabelaların arkasına saklanan bir tuzak mıdır Devletin koyduğu ceza, eğitici ve caydırıcı olduğu sürece meşrudur. Adalet anlaşılır kurallardan doğar. Fakat akışın uyumlu olduğu bir yolda hız sınırı aniden düşüyor ve sürücü görünmez bir ipe takılmış gibi durmak zorunda kalıyorsa, orada güvenlik kadar "pusu" algısı da oluşur. Bu algı yalnızca sürücüyü değil, devletle vatandaş arasındaki görünmez sözleşmeyi de zedeler.
Levha kalabalığı uzun zamandır bir tür görsel gürültüye dönmüştü. Aynı yol üzerinde kısa aralıklarla değişen hız sınırları, gerekçesi anlatılmayan sınırlamalar, ağaçların ardına saklanmış ya da yıllardır yenilenmemiş solgun tabelalar... Oysa trafik kuralları yalnızca bir metin değildir; birlikte yaşamanın ahlaki zemini ve kamusal vicdanın ifadesidir. Bu zeminin ilk şartı açıklıktır. Çok fazla uyarı, uyarı olmaktan çıkar; çok fazla yasak da yasağın ciddiyetini zedeler.
Tam da bu nedenle yapılan sadeleştirme önemlidir. Mesele sadece levha sökmek değil, adalet duygusunu onarmaktır. Bir ülkenin yolları, yönetim anlayışının sessiz aynasıdır. Kurallar akla yatkın olduğunda vatandaş kendini takip edilen değil, korunup kollanan hisseder. Aksi halde "devlet beni nasıl korur" sorusu yerini "devlet beni nerede yakalar" duygusuna bırakır. Toplumsal iklimi en çok yıpratan da işte bu duygudur.
Şu gerçeği de teslim etmek gerekir: Hız sınırları hayat kurtarır. Trafik kazalarında kaybettiklerimiz istatistik tabloların soğuk rakamları değil, yarım kalmış cümleler, boş kalan sandalyeler ve fotoğraflarda gülümsemeye devam eden yüzlerdir. Bu nedenle hız ve güvenlik konusunda sınırsız özgürlükten yana olmak mümkün değildir. Ancak hayat kurtarma iddiasındaki her kuralın da adil, mantıklı ve anlaşılır olması şarttır. Adaletsiz işleyen kural meşruiyetini kaybeder; meşruiyetini kaybeden kural da caydırıcılığını.

7