Kanser Salgını mı, İhmal Salgını mı

Kanseri hala yalnızca hastane koridorlarında, kemoterapi ünitelerinde, tomografi odalarında arayanlar, büyük resmin önünde duruyor ama ona yeterince bakmıyor. Çünkü artık mesele sadece hastalığın nasıl tedavi edileceği değil, nasıl oluştuğudur. Nature Medicine dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma, 2022 yılında dünyadaki 18,7 milyon yeni kanser vakasının 7,1 milyonunun, yani yüzde 37,8'inin değiştirilebilir risk faktörlerine bağlı olduğunu ortaya koyuyor.

Rakam kuru bir ifade gibi görünebilir; ancak taşıdığı anlam hiç de öyle değildir. Bu veri, neredeyse her 10 kanser vakasının 4'ünün kader diye anlatılamayacağını, geçiştirilemeyeceğini gösteriyor. Sigara, nargile, elektronik sigara, dumansız tütün, alkol tüketimi, uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanımı, yüksek vücut kitle indeksi, yetersiz fiziksel aktivite, hava kirliliği, ultraviyole radyasyon, enfeksiyonlar ve mesleki maruziyetler... Liste uzun, hayatın içinden ve ürkütücü ölçüde tanıdık.

Kanserin gölgesi sadece hücrede büyümüyor; sofrada, sokakta, iş yerinde, şehir havasında, alışkanlıklarda ve ihmallerde büyüyor. Bahsi geçen çalışmanın, 185 ülkede 36 kanser türü üzerinden GLOBOCAN verileriyle yaptığı hesaplama, bu yükün tesadüf olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Erkeklerde bu oran yüzde 45,4'e çıkarken, kadınlarda yüzde 29,7'de kalıyor.

Demek ki sadece biyoloji değil, yaşam biçimi de bedenin yazgısına müdahale ediyor. En çarpıcı başlık yine tanıdık bir yerden geliyor: tütün. Yıllardır biliniyor, yıllardır söyleniyor, yıllardır paketlerin üzerine ölüm yazılıyor ama dünya hala sigaranın açtığı çukura insan doldurmaya devam ediyor.

Şimdi bu çukurun etrafı yeni ambalajlarla süsleniyor. Elektronik sigara adıyla pazarlanan cihazlar, sanki zararsız bir buhar makinesiymiş gibi gençlerin cebine sokuluyor. Nargile ise sosyal bir ritüel gibi parlatılıyor, dumanı sohbetin arasına gizleniyor. Oysa isim değişiyor, koku değişiyor, ambalaj değişiyor ama sonuç değişmiyor. Tütün yine tütün. Zehir yine zehir. Ölüm yine ölüm!

Bir yanda "daha az zararlı" masalı anlatılıyor, öte yanda bağımlılık sessizce büyüyor. Dumanın şekli değişiyor ama akciğerin kaderi değişmiyor. Hatta daha tehlikeli bir yönü var; çünkü bu yeni nesil alışkanlıklar, tehlikeyi görünmez kılıyor. Sigara en azından suçüstü yakalanıyordu. Şimdi zehir, teknoloji kılığında dolaşıyor.

Alkol de öyle, hareketsizlik de. Obezite artık yalnızca estetik kaygının değil, ağır bir sağlık tablosunun başlıklarından biri. Hava kirliliği deseniz, soluduğumuz şeyin sadece oksijen olmadığını zaten biliyoruz. Enfeksiyonlar, mesleki maruziyetler, güneş altında korunmasız kalmak... Bunların hiçbiri gizli değil.

Sorun da burada zaten. Kanserin önemli bir kısmı, karanlıkta büyüyen bir sır değil; göz göre göre biriken bir fatura. İnsan bazen bu tabloya bakınca şunu düşünüyor: Tıp ilerliyor, cihazlar gelişiyor, ilaçlar çoğalıyor ama hayatın kendisi bozuluyorsa, yalnızca tedavi imkanlarını artırmak yetmiyor.