Kalp krizi gençleşti: Suçlu kim

Bir sabah işe giderken kaldırımda yığılıp kalan bir genç... Spor salonunda antrenman sırasında yere düşen 30'lu yaşlarda bir beden... Sosyal medyada "çok sağlıklıydı, bir anda kalp krizinden öldü" cümlesiyle paylaşılan ölüm haberleri... Son yıllarda bu sahnelere daha sık rastlıyoruz ve ister istemez aklımızdan şu soru geçiyor: Bu kadar insan genç olmasına rağmen neden kalp kriziyle ölüyor Sorunun cevabını tek bir kelimeye, tek bir nedene sıkıştırmaya çalıştıkça gerçeği ıskalıyoruz.

Küresel veriler bize şunu söylüyor: Kardiyovasküler hastalıklar hala dünya genelinde bir numaralı ölüm nedeni. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre her yıl yaklaşık 18 milyon insan kalp ve damar hastalıkları nedeniyle hayatını kaybediyor ve bu ölümlerin önemli bir kısmı kalp krizine bağlı. Daha çarpıcı olan ise yaş dağılımındaki kayma. Eskiden 60 yaş sonrası "yüksek risk" grubu olarak tanımlanırken, artık 40 yaş altı grupta da anlamlı bir artıştan söz ediliyor. Bu tablo sadece bir algıdan ibaret değil; acil servis başvuruları, yoğun bakım yatışları ve ani ölüm kayıtları bu artışı destekliyor.

Türkiye'de de manzara farklı değil. Resmî veriler ve klinik gözlemler, kalp krizi yaşının giderek düştüğünü gösteriyor. Kardiyoloji kliniklerinde 30'lu, hatta 20'li yaşlarda stent takılan hastalar artık istisna sayılmıyor. Buna ek olarak, genç erişkinlerde miyokardit yani kalp kası iltihabı tanıları pandemi sonrası dönemde daha sık gündeme geliyor. Burada dikkat edilmesi gereken temel nokta şu: Artış tek bir nedene bağlı değil; birden fazla faktör aynı anda devrede.

Covid-19 enfeksiyonu, kalp damar sistemi açısından oyunun kurallarını değiştirmiş görünüyor. Bu virüs yalnızca akciğeri değil, damar endotelini, pıhtılaşma mekanizmalarını ve kalp kasını etkileyen sistemik bir hastalık olarak karşımıza çıktı. Covid geçiren bireylerde, enfeksiyon sonrası dönemde kalp krizi riskinin arttığını gösteren çok sayıda çalışma yayımlandı. Enfeksiyondan haftalar, hatta aylar sonra bile pıhtılaşma eğiliminin sürebildiği, kalp kasında sessiz iltihap odaklarının kalabildiği biliniyor. Bu durum, özellikle daha önce sağlıklı görünen genç bireylerde "beklenmedik" olaylara zemin hazırlıyor.

Aşılar konusuna gelince... Bilimsel veriler net. Bazı aşı türlerinden sonra, özellikle genç erkeklerde nadir görülen miyokardit vakaları rapor edildi. Bu gerçek inkar edilemez. Ancak aynı bilimsel literatür şunu da açıkça ortaya koyuyor: Covid enfeksiyonunun yol açtığı kalp iltihabı ve kalp krizi riski, aşılarla ilişkilendirilen riskten çok daha yüksek. Aşı sonrası bildirilen vakaların büyük çoğunluğu hafif seyirli ve geçici. Buna karşılık enfeksiyon sonrası gelişen kalp hasarı daha ağır ve kalıcı olabiliyor. Burada bilimsel teraziyi şaşırtmamak gerekiyor.

Ama yine de durup kendimize şu soruyu sormalıyız: Pandemi olmasaydı her şey yolunda mıydı Hayır. Pandemi, zaten kırılgan olan yaşam tarzımızı daha da sağlıksız hale getirdi. Hareketsizlik dramatik biçimde arttı. Evden çalışma, ekran başında geçirilen süreyi uzattı. Fiziksel aktivite azaldı, kilo arttı ve metabolik sendrom daha genç yaşlara indi. Türkiye'de obezite oranları yükselirken, diyabet ve hipertansiyon artık sadece orta yaş hastalığı olarak görülmüyor.

Bir de tütün meselesi var. Sigaranın yanına elektronik sigara, ısıtılmış tütün ürünleri ve nikotin poşetleri eklendi; üstelik bu ürünler gençler arasında hızla yayılıyor. "Daha az zararlı" algısıyla pazarlanan bu ürünler, kalp damar sistemi için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Nikotin damar büzülmesini artırır, ritim bozukluklarını tetikler ve pıhtılaşma riskini yükseltir. Genç kalpler bu yükü uzun süre taşıyamaz. Tütünün bir yılda yol açtığı ölümlerin, Covid nedeniyle iki yılda kaybedilenlerin toplamının iki katından fazla olduğunu unutmamak gerekir.

Stres ise çoğu zaman hafife alınır ama kalp açısından en yıpratıcı faktörlerden biridir. Sürekli yetişme hali, ekranlar karşısında bitmeyen döngüler, düzensiz uyku ve zihnin hiç dinlenememesi... Bunların hiçbiri tek başına kalp krizi nedeni değildir; ancak birlikte çalıştıklarında kalbi sessizce zorlayan ağır bir yük oluştururlar. Kronik stres, sempatik sinir sistemini sürekli aktif tutar; bu durum kalp hızında artışa, tansiyonun yükselmesine ve damarların esnekliğini kaybetmesine yol açar. Klinik pratikte genç yaşta kalp krizi geçiren ya da ciddi ritim bozukluğu yaşayan birçok hastada ortak cümleler aynıdır: "Uzun süredir iyi uyuyamıyorum", "Sürekli yorgunum", "Hiç durmadan koşturuyorum." Kalp bu alarm halini bir süre tolere eder; ancak dinlenme hakkı tanınmadığında bedelini ağır öder.