Her okulun kapısına onlarca polis koyabilirsiniz. Her koridora kamera yerleştirebilirsiniz. Yine de güvenli bir okul kuramayabilirsiniz.
Çünkü güvenlik yalnızca okulun kapısında başlamaz. Bazen asıl sorun çoktan sınıfın içine girmiştir.
Öğretmenler öğrencilerini çoğu zaman yakından tanır. Kimin öğrenmeye çalıştığını görürler. Kimin öfkesini yönetemediğini, kimin sürekli şiddet ürettiğini, hangi zorbalık davranışlarının tekrarlandığını da fark ederler.
Fakat sistem çoğu zaman öğretmeni yalnız bırakır.
Sorun büyüyene kadar beklenir. Tutanak tutulur. Veli çağrılır. Öğrenci yeniden aynı sınıfa gönderilir.
Sonra aynı çocuklar yeniden zarar görür.
Burada zor bir soru sormamız gerekiyor:
Eğitim hakkı neyi güvence altına alır
Her çocuğun ne olursa olsun aynı okulda ve aynı sınıfta bulunmasını mı Yoksa her çocuğun kendisine uygun bir eğitim ortamına erişmesini mi
Çünkü bu ikisi aynı şey değildir.
Dünyada bazı eğitim sistemleri bu ayrımı yapıyor.
İngiltere'de öğrencinin belirli şartlarda okuldan kalıcı olarak çıkarılması mümkündür. Ancak sistem bununla bitmez. Zorunlu eğitim çağındaki öğrencinin uygun bir eğitim ortamına erişmesinin devamı için alternatif eğitim mekanizmaları bulunur.
Yeni Zelanda'da da ağır vakalarda öğrencinin bulunduğu okuldan çıkarılması mümkündür. Özellikle 16 yaş altındaki öğrenciler bakımından eğitim yükümlülüğü ortadan kalkmaz; başka bir okula yerleştirme süreci yürütülür ve gerektiğinde eğitim otoritesi devreye girer.
Tartışılması gereken model bence tam olarak burada başlıyor.
Çünkü iki uç yaklaşım da sorunludur.
Birincisi, öğrenci ne yaparsa yapsın onu aynı sınıfta tutmak.
İkincisi, sorun çıkaran çocuğu sistemin dışına atıp eğitimden tamamen vazgeçmek.
Oysa bu ikisinin arasında üçüncü bir yol var.
Ağır ve tekrarlayan şiddet sıradan bir disiplin problemi gibi değerlendirilemez. Sistematik zorbalık başka, tek seferlik bir tartışma başkadır. Silah taşıma, ciddi tehdit veya sürekli fiziksel saldırganlık ise çok daha farklı bir güvenlik meselesidir.
Bunların bedelini diğer öğrenciler ödememelidir.
Bir öğrencinin eğitim hakkını korurken sınıftaki diğer öğrencilerin eğitim hakkını unutamayız.
Öğretmenin güvenliği de önemlidir.
Sessizce dersini dinlemek isteyen öğrencinin huzuru da.
Üstelik zorbalığın faturası yalnızca yaşandığı güne ait değildir.
Mağdur çocuk okuldan soğuyabilir. Devamsızlığı artabilir. Akademik başarısı etkilenebilir. Okulu güvenli bir yer olarak görmekten vazgeçebilir.
Bu nedenle çözümümüz hiçbir zaman "Masum çocuk biraz daha sabretsin" olamaz.
Ama burada başka bir hataya da düşmemeliyiz.
Bir çocuğun derslerinin kötü olması onun tehlikeli olduğu anlamına gelmez. Akademik başarısızlık saldırganlık değildir. Ders çalışmamak da şiddet göstergesi değildir.
Akademik sorunlarla güvenlik sorunlarını birbirinden kesin biçimde ayırmak gerekir.
Aynı şekilde okuldan uzaklaştırmayı da kolay bir çözüm gibi görmemeliyiz.
Araştırmalar, öğrenciyi yalnızca okuldan uzaklaştırmanın davranış sorunlarını kendiliğinden çözmediğini; dışlayıcı disiplin uygulamalarının çeşitli olumsuz eğitimsel ve sosyal sonuçlarla ilişkili olabildiğini gösteriyor.
Demek ki çözüm yalnızca kapıyı göstermek değildir.
Çözüm, gerektiğinde eğitim ortamlarını farklılaştırabilme cesaretidir.
Sürekli ve ciddi şiddet davranışı gösteren bir öğrenci daha farklı bir eğitim modeline alınabilir.
Daha küçük sınıflar kurulabilir.
Yoğun psikososyal destek verilebilir.
Aileyle çok daha yakın çalışılabilir.
Mesleki eğitim seçenekleri güçlendirilebilir.
Gerekirse farklı bir güvenlik düzenine sahip eğitim ortamları oluşturulabilir.
Ama bu kurumlar ceza kolonisi gibi tasarlanmamalıdır.
Çocukların gözden uzak tutulduğu depolama alanlarına hiç dönüşmemelidir.
Amaç öğrenciyi cezalandırmak değil; davranışını değiştirmek, eğitimini sürdürmek ve mümkünse yeniden daha geniş eğitim ortamlarına kazandırmak olmalıdır.
Fakat sistem bir sınırı da açıkça koymalıdır:
Bir öğrencinin sürekli şiddet davranışı bütün sınıfın eğitim hakkını rehin alamaz.
Polis elbette bazı durumlarda gereklidir. Ciddi bir güvenlik tehdidi varsa devletin kolluk gücü orada bulunmalıdır.
Ama polisi eğitim politikasının yerine koyamayız.
Okullarda kolluk görevlilerinin bulunmasına ilişkin araştırmalar da oldukça düşündürücüdür. Bulgular tamamen tek yönlü değildir; bazı çalışmalarda belirli şiddet türlerinde azalma görülürken disiplin işlemleri, okuldan uzaklaştırmalar ve öğrencilerin kolluk sistemiyle karşılaşmalarının arttığını gösteren çalışmalar da vardır.

13