Bir çocuğun eline bıçak, beline silah nasıl yakışır
Bir gencin gözlerinde korku yerine cezasızlığın rahatlığı neden vardır
Ve biz ne zaman "yaşı küçük" diyerek büyük suçları olağan saymaya başladık
Sokaklarda dolaşan şey bireysel öfke değil artık. Tesadüfî bir taşkınlık hiç değil. Bu; organize, hesaplı, bilinçli ve sistemli bir karanlık. Küçük bedenlerin içine yerleştirilmiş büyük suçlar, büyük hesaplar ve daha da büyüğü: hukukun boşluklarını kollayan yapılar. Bugün mesele çocukların suça sürüklenmesi değil; çocukların suçun asli unsuru haline getirilmesidir.
Bunu ilk kez söylemiyoruz. 24 Ağustos 2025'te bu sayfada açıkça yazmıştık: "Yaşı küçük, suçu büyük." O gün bir tespit yapmıştık. Bugün artık uyarı yapıyoruz. Çünkü o günden bugüne tablo değişmedi; ağırlaştı. İsimler değişti, acılar çoğaldı. Atlas Çağlayan, Mattia Ahmet Minguzzi, Alperen Ömer Toprak, Hakan Çakır... Gül yüzlü, güzel yüzlü çocuklarımız. Hayata yeni adım atmışken, başka çocukların ellerinde katledildiler. Medyaya yansımayan nice isim var; dosyalara "reşit değil" diye düşülen nice fail, toprağa giren nice masum yavru.
Açık konuşalım: Bu ülkede artık "çocuk suçu" diye bir başlık yok. Çocuk eliyle işlenen, daha doğrusu işlettirilen organize suç var. Ve bu suç, romantik sosyoloji diliyle, pedagojik mazeretlerle geçiştirilemez. Ortada anlık bir öfke yok; çetelerin, uyuşturucu ağlarının, sokak mafyalarının bilinçli tercihi var. Çocuklar bilerek seçiliyor. Çünkü yakalansalar dahi, sistemin sırf yaşlarından dolayı onları koruyacağını biliyorlar.
Düğüm tam burada. Sorun çocukta değil; çocuğu kullanan düzende ve bu düzene göz yuman boşluklarda. Eğitim sistemi, adli kolluk ve cezaevi yapısı birbirinden kopuk. Bazen birbirini tamamlamıyor, bazen de birbirini boşa düşürüyor. Okul risk altındaki çocuğu göremiyor. Sosyal hizmet geç kalıyor. Kolluk yakalıyor ama eli bağlı. Yargı "yaşı küçük" deyip cezada frene basıyor. Cezaevi ise ıslah alanı olmaktan çıkıp temas alanına dönüşüyor.
Sonuç ortada: Suç, bedel ödemeden öğrenilen bir meslek haline geliyor.
Bugün 14-15 yaşındaki bir çocuğun belinde bıçak, cebinde uyuşturucu, arkasında bir ağ varsa; bu bireysel bir sapma değildir. Kurumsal bir yapı vardır. Bedelini de toplum ödüyor. Evinden çıkan öğrenci, işine giden işçi, çocuğunu okuldan alan anne-baba... Herkes potansiyel hedef. Sokaklar güvensiz olduğu için değil; sistem caydırıcı olmadığı için.
Örnek gösterilen Batı ülkelerine bakıldığında tablo nettir. Hiçbiri çocuk eliyle işlenen ağır suçları "yaş indirimi" romantizmiyle görmezden gelmez. Yaş küçüktür ama suç ağırsa, sistem buna göre çalışır. Islah ile caydırıcılık birbirinin alternatifi değildir; birbirini tamamlar. Biz ise yıllardır bu ikisini karşı karşıya koyarak hiçbirini başaramıyoruz.
Asıl soru şudur: Kimi koruyoruz Çocuğu mu, çocuğu suç makinesine çeviren yapıyı mı

5