Azerbaycan'da son günlerde yaşanan başörtüsü tartışmalarını izlerken insanın aklına Türkiye'nin yakın tarihinden pek de iyi şekilde hatırlamadığımız sahneler geliyor. Okul kapısında bekleyen öğrenciler, kıyafeti nedeniyle mesleğini yapamayacağı söylenen öğretmenler, inancı ile eğitimi arasında tercihe zorlanan insanlar... Bunlar Türkiye'nin yıllar önce yaşadığı, toplumsal hafızada hala izleri bulunan acı tecrübeler.
Şimdi benzer görüntülerin kardeş Azerbaycan'dan gelmesi üzücü.
Azerbaycan bizim için sıradan bir komşu ülke değildir. Ortak dinimiz, dilimiz, tarihimiz, kültürümüz ve bunların gereği olarak zor zamanlarda birbirimize verdiğimiz destekler var. Karabağ'ın işgalden kurtuluşuna uzanan süreçte Türkiye'nin Azerbaycan'a verdiği desteğin arkasında da bu kardeşlik duygusu bulunuyordu. Fakat kardeşlik, birbirimizin her kararını doğru bulmayı gerektirmez. Gerektiğinde yanlış gördüğümüzü söyleyebilmek de bu ilişkinin değerli bir tarafıdır.
Bakü yönetiminin 21 Eylül 2026 tarihinde kabul ettiği okul kıyafetlerine ilişkin düzenleme, eğitimin laik niteliğiyle bağdaşmayan kıyafet unsurlarını sınırlandırıyor. 6 Ekim'de öğretmenler için de benzer hükümler getirildi. Kararların metninde başörtüsü açıkça yasaklanmıyor. Buna rağmen bazı öğrencilerin derslere alınmadığı, öğretmenlerin başörtülerini çıkarmalarının istendiği haberleri geliyor. Protestoların ardından 37 kişinin gözaltına alınması da tartışmanın ulaştığı noktayı gösteriyor.
Burada ciddi bir sorun görüyorum. Bir hukuk metninde başörtüsünün adının geçmemesi, uygulamada ortaya çıkan hak kayıplarını önemsiz hale getirmez. Devletin neyi amaçladığı kadar vatandaşın ne yaşadığına da bakmak gerekir.
Azerbaycan laik bir cumhuriyet. Bu, ülkenin anayasal tercihidir ve saygıyı hak eder. Devletin dinî kurumlar karşısındaki bağımsızlığını koruması, eğitimin bilimsel esaslara dayanmasını istemesi anlaşılabilir. Fakat laikliğin nasıl uygulanacağı ayrı bir meseledir. Bir kız öğrencinin saçını örtmesi, tek başına eğitimin bilimsel niteliğine zarar vermez. Bir öğretmenin başörtülü olması da onun matematiği, tarihi veya biyolojiyi öğretme yeterliliğini ortadan kaldırmaz.
Üstelik Azerbaycan Anayasası'nın 42. maddesi eğitim hakkını, 48. maddesi vicdan özgürlüğünü güvence altına alıyor. İnsanların dinî inançlarını benimseme, açıklama veya herhangi bir inanca sahip olmama hakkı da bu güvencenin içinde. Okuldaki kıyafet kurallarının bu haklarla nasıl bağdaştırılacağı, üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gereken bir hukuk meselesidir.
Türkiye bu tartışmanın yabancısı değil. Biz bu filmi gördük demeyeceğim; bu filmi yaşadık ! Hem de iliklerimize kadar !
28 Şubat döneminde başörtülü üniversite öğrencilerinin karşılaştığı engelleri, kamu görevlilerinin yaşadığı güçlükleri hatırlıyoruz. Eğitim hakkının kıyafet üzerinden tartışıldığı, insanların inançları hakkında açıklama yapmak zorunda bırakıldığı yıllardı. O dönemde uygulanan yasakların açtığı yaralar, yalnızca bunlardan doğrudan etkilenenlerin hayatlarında kalmadı. Devlet ile toplum arasındaki güveni de zedeledi.
Azerbaycan'ın bugünkü şartlarıyla Türkiye'nin o günkü siyasi ortamı elbette birebir aynı değil. Yine de geçmişte yaşananlardan çıkarılabilecek açık bir ders olduğu açıktır: İnsanların inançlarıyla kamusal hakları arasında zorunlu bir tercih yaratmak, çözülmek istenen sorundan daha büyük sorunlara yol açabilir.
Bir öğrencinin okuldan uzak kalmasının bedelini düşünelim. Kaybedilen dersler, aksayan eğitim, ailesinde büyüyen endişe ve çocuğun okuluna karşı hissetmeye başladığı yabancılık... Bunların hiçbiri eğitim politikasının arzulaması gereken sonuçlar değildir.
Aynı durum öğretmenler için de geçerli. Bir öğretmenin mesleki yeterliliğini, öğrencileriyle kurduğu ilişkiyi ve sınıftaki emeğini kıyafetinden bağımsız değerlendirebilmeliyiz. Öğretmenin inancını açıklamak zorunda kalmadığı, öğrencinin de ailesinin tercihleri yüzünden eğitimden mahrum edilmediği bir okul düzeni mümkündür.
Burada başörtüsü takmayı seçmeyen kadınların özgürlüğü de aynı derecede önemlidir. Bir kadına başını örtmesini dayatmakla, kendi tercihiyle örten bir kadını başını açmaya zorlamak arasında özgürlük ilkesi bakımından ortak, ancak çok yobazlık kokan bir sorun vardır: Kararı kadının kendisi yerine başkaları vermektedir.
Azerbaycan makamlarının okul düzenini ve laikliği koruma yönündeki gerekçelerini biliyoruz. Okullarda ortak kıyafet standartları bulunabilir. Fakat bu standartların uygulanmasında çocuğun eğitim hakkını koruyan, farklı inançlara saygı gösteren ve gereksiz mağduriyet oluşturmayan yollar aranmalıdır. Devletin gücü, vatandaşına ne kadar çok yasak koyabildiğiyle ölçülmez.

13