Bir soru soralım ve cevabını aceleyle vermeyelim:
Bir medeniyet, çocuklar kaybolurken hala ahlaktan söz edebilir mi
Bugün Epstein dosyası etrafında koparılan gürültü, gerçeğin kendisinden daha yüksektir. Çünkü yüksek ses çoğu zaman derin bir sessizliği örtmek için çıkarılır. Herkes birkaç isimden bahsediyor, birkaç fotoğraf karesini paylaşıyor, birkaç uçuş kaydını tartışıyor. Oysa mesele ne bir ada ne de tek bir adamdır. Mesele, yıllar boyunca göz göre göre işletilen Batı merkezli bir ihmal düzenidir.
İki yıl önce bu dosyayı yazdığımda konu popüler değildi. Manşetlere taşınmıyordu. "Aşırı" bulunuyordu. Bugün ise aynı başlıklar, gecikmiş bir şaşkınlıkla yeniden dolaşıma sokuluyor. Ama gecikmiş her yüzleşme masum değildir. Gecikmiş yüzleşme, çoğu zaman yeni suçların önsözüdür.
O günlerde altını çizdiğim gerçek şuydu: Batı'ya anne ya da babası olmadan giren yüz binlerce mülteci çocuğun akıbeti bilinmiyordu. Nerede oldukları, kimlerin yanında kaldıkları, ne yaşadıkları kayıtlara geçmiyordu. Bu bir veri eksikliği değildi. Bu, bilinçli bir körlüktü. Çünkü bazı çocuklar kaybolduğunda sistem alarm verir; bazıları kaybolduğunda ise sistem susar. Bu ayrım bize ahlakın değil, gücün nasıl işlediğini anlatır.
Epstein ve adıyla anılan ada ya da kurulan sistem bu yüzden bir semboldür. Bu yapı, bir suç mahalli olmaktan çok daha fazlasıdır. Küresel elitlerin birbirine nasıl dokunulmazlık sağladığını, hangi suçların "istisna" diye geçiştirildiğini, hangi mağdurların sessizliğe mahkûm edildiğini gösteren bir aynadır. O aynaya bakmak istemeyenler, meseleyi birkaç sapkın figürün hikayesine indirgemeyi tercih eder. Çünkü indirgeme, hesap sormaktan daha konforludur.
Bugün kamuoyuna yansıyan ünlü isimler üzerinden bir algı inşa ediliyor: "Bakın, dosya açıldı. İsimler konuşuluyor." Oysa bu, dosyanın daraltılmasıdır. Birkaç tanıdık yüzün dolaşıma sokulması, geri kalan ağın görünmez kılınması içindir. Çünkü bu ağ yalnızca siyasetten ibaret değildir. Finans dünyasının karanlık köşeleri, akademinin prestij salonları, kültür ve medya çevrelerinde kurulan koruyucu sessizlik bu yapının parçasıdır. İsimler vardır, evet. Ama dosya isimlerden büyüktür.
Karşıt görüşü ben dile getireyim: "Yargı süreçleri işledi."
Hayır. İşleyen süreç yargı değil, zamandır. Zaman geçtikçe tanıklar susar, belgeler kaybolur, dosyalar raflara kaldırılır. Bazı unvanlar gider, bazı görevler askıya alınır; ama cezasızlık yerinde kalır. Bu, adalet değildir. Bu, kriz yönetimidir.
Bir başka itiraz: "Bunlar münferit olaylar."
Hayır. Münferit olan suç değildir; suçla mücadele edenlerdir. Sistematik olan, görmezden gelmedir. Çocukların kaybolduğu bir düzende münferitlikten söz etmek, sorumluluğu dağıtmanın en kolay yoludur.
Asıl soru şudur: Bu kadar farklı coğrafyadan, bu kadar farklı güç odağı aynı karanlıkta nasıl buluşabildi Cevap rahatsız edicidir ama açıktır. Çünkü bu yapı kişilere değil, dokunulmazlığa dayanıyordu. Güçlü olan korunur, zayıf olan unutulur. Hukuk, güce temas ettiğinde ağırlaşır; mağdura sıra geldiğinde susar.
Batı'nın insan hakları söylemi, bu dosyada kendi sınavını verememiştir. Çocuk hakları bildirgeleri, kayıp çocuk dosyalarının üzerine örtülen bir örtüye dönüşmüştür. Avrupa'da unvanlar tartışılmış, ama sistem sorgulanmamıştır. Daha kapalı coğrafyalarda ise dosyalar hiç açılmamıştır. Çünkü bazı yerlerde skandal çıkar; bazı yerlerde skandal doğmadan boğulur.

11