Dünya Kupası sona erdi.
Kupayı İspanya kaldırdı. Tebrik etmek gerekir. Sahada daha iyi oynayan kazandı. Futbolun adaleti bazen gecikir ama sonunda top bir yolunu bulup fileyle buluşur.
Elbette teknik açıdan konuşulacak çok şey var.
İspanya'yı zirveye taşıyan sistem neydi Altyapı mı Sabır mı Disiplin mi Çocuk yaşta keşfedilen yeteneğin yıllarca doğru ellerde işlenmesi mi
Futbol adamları bunları uzun uzun tartışacaktır.
Benim aklım ise başka bir yerde kaldı.
Topun peşinden koşarken gözümüzün önünden geçen başka bir oyunu yeterince konuşmadık.
Maç araları, ekranları adeta dev bir reklam koridoruna çevirdi. Dünyanın dört bir yanında milyonlarca gencin izlediği bu büyük organizasyonda alkollü içki markalarının görünürlüğü dikkat çekiciydi.
Türkiye'de alkol reklamlarına ilişkin açık yasal sınırlamalar bulunurken, uluslararası yayınlar aracılığıyla bu görüntülerin milyonlarca eve ulaşması üzerinde düşünülmesi gereken bir mesele.
Birileri bunu önemsiz görebilir.
"Yabancı yayın, canlı yayın, ne yapılabilir ki" diyebilir.
Fakat kültür dediğimiz şey zaten çoğu zaman kapıyı çalarak girmez.
Sızar.
Önce göz alışır.
Sonra zihin.
Bir süre sonra dün yadırgadığımız görüntü, bugün sıradanlaşır. Yarın ise hayatın doğal dekoruna dönüşür.
Aristoteles, karakter ile alışkanlık arasında kuvvetli bir bağ kuruyordu. İnsan çoğu zaman büyük kırılmalarla değil, küçük tekrarlarla değişir.
Bugün bir reklam.
Yarın sıradan bir görüntü.
Ertesi gün hayatın olağan parçası.
Asıl mesele tam da burada başlıyor.
Üstelik mesele televizyon ekranıyla sınırlı değil.
Yaz aylarında Mersin'den Edirne'ye uzanan sahillerimize bakın. Şemsiyelerde, tentelerde, plaj ekipmanlarında, kimi sosyal alanlarda alkollü içki markalarının logolarıyla karşılaşabiliyoruz.
Bazen açıkça.
Bazen markayı söylemeden markayı hatırlatacak kadar ustaca.
Herkes görüyor.
Fakat çoğu zaman kimse görmemiş gibi davranıyor.
Oysa sessizlik de kimi zaman normalleşmenin en güçlü aracıdır.
Bağımlılıkla mücadele yalnızca konferans salonlarında yapılan konuşmalarla yürütülemez. Broşür basmak, panel düzenlemek, yılda birkaç kez "farkındalık" kelimesini hatırlamak yetmez.
Gerçek mücadele, bağımlılığı besleyen gündelik normalleşmeyle yüzleşmekle başlar.
Çünkü hukuk yalnızca Resmî Gazete'nin sayfalarında yaşayan cümlelerden ibaret değildir. Bir yasa hayatın içinde karşılık bulmuyorsa, kağıt üzerindeki kuvveti gündelik hayatın sessizliği karşısında giderek zayıflar.
Çocuklarımızı ve gençlerimizi bağımlılıktan korumak istiyorsak yalnızca sonuca değil, sonuca giden yola da bakmalıyız.
Bağımlılık ortaya çıktıktan sonra tedavi etmek elbette değerlidir.
Ama daha değerlisi, bağımlılığa giden yolu mümkün olduğunca daraltmaktır.
İşte bunun için reklam önemlidir.
Görünürlük önemlidir.
Tekrar önemlidir.
Normalleşme önemlidir.
Dünya Kupası bize yalnızca kimin iyi futbol oynadığını göstermedi. Küresel spor organizasyonlarının artık devasa birer ticari vitrine dönüştüğünü de bir kez daha hatırlattı.
Bir çocuğun gözünde futbolcu kahramandır.
Forma değerlidir.
Stadyum büyülüdür.
Dünya Kupası ise bütün bunların zirvesidir.
Tam da bu yüzden o sahnenin çevresine hangi markaların, hangi ürünlerin ve hangi hayat tarzlarının yerleştirildiği "sadece reklam" denilerek geçiştirilemez.

16