Yaklaşık dört yüz yıl önce bir Osmanlı padişahının devlet görevlilerine gönderdiği fermanı, bugün aynı sorunları tartışmak için yeniden okumak zorunda kalacağımızı söyleselerdi herhalde çoğumuz şaşırırdık.
Fakat IV. Murad'ın tütünle mücadele kapsamında yayımladığı fermana baktığımda şaşırmaktan çok üzülüyorum.
Çünkü aradan geçen dört asra yakın zamanda devletler değişmiş, yönetim anlayışları gelişmiş, kanunlar yenilenmiş, teknoloji ilerlemiş. Ne var ki kuralların uygulanmasındaki ihmal ve sorumluluktan kaçınma meselesi güncelliğini korumuş.
IV. Murad'ın 1631 yılına tarihlenen ve Trabzon şer'iyye sicillerinden aktarılan fermanında, tütünün ekimi, satışı ve kullanımına ilişkin yasakların uygulanmamasından duyulan rahatsızlık açıkça görülüyor. Kadıların yeterli özeni göstermemesinden, görevlilerin ihmalinden ve şahsi menfaatlerini öne çıkarmasından şikayet ediliyor.
Dikkatinizi çekmek isterim.
Mesele yalnızca tütün değildir.
Asıl mesele, devletin koyduğu kuralların, devlet adına görev yapanlar tarafından gereği gibi uygulanmamasıdır.
2024 yılında kaleme aldığım bir yazıda bu fermana dikkat çekmiş ve ülkemizin denetimsizlik meselesini ele almıştım. Bugün aynı konuya yeniden dönüyorum. Çünkü aradan geçen sürede ortaya çıkan veriler, yaptığımız uyarının önemini bir kez daha gösteriyor.
Dört asır önceki bir fermanı bugünün Türkiye'siyle karşılaştırmak elbette tarihî şartları yok saymak anlamına gelmemelidir. O dönemin tütün yasaklarında yangınlar, kamu düzeni ve toplumsal disiplin kaygıları da etkiliydi.
Bizim aradığımız, sert cezalarla yönetilen bir toplum değildir. Hukukun üstünlüğü içinde, kuralların herkese eşit uygulandığı, vatandaşın hakkının korunduğu bir düzendir.
Ancak asırlar önce dile getirilen ihmal meselesini bugün hala tartışıyor olmamız oldukça düşündürücüdür.
Kanun Var, Mücadele Var, Peki Sonuç
Türkiye, tütünle mücadelede özellikle 2008-2013 döneminde uluslararası alanda takdir toplayan önemli başarılara imza attı.
Bu mücadelenin yasal düzenlemelerinde ve Türkiye Büyük Millet Meclisindeki çalışmalarında sorumluluk üstlenmiş bir hekim olarak o günleri çok iyi hatırlıyorum.
2008 yılında yüzde 31,2 olan tütün kullanım oranı, 2012 yılında yüzde 27,1'e kadar gerilemişti. Dumansız Hava Sahası uygulaması toplum tarafından benimsenmiş, kapalı alanlarda temiz hava solumak olağan hale gelmeye başlamıştı.
Fakat kazanımları korumak, onları elde etmek kadar önemlidir. Belki ondan da önemlidir.
2023 yılında gerçekleştirilen ve sonuçları 2025'te yayımlanan Türkiye Hanehalkı Sağlık Araştırması, 15 yaş ve üzerindeki bireylerin yüzde 34,8'inin tütün ürünü kullandığını, yüzde 31,3'ünün ise her gün tütün tükettiğini ortaya koydu.
2008 ve 2012 yıllarına ait araştırmalarla 2023 araştırmasının yöntemleri farklı olduğundan, bu oranları doğrudan aynı istatistik serisinin devamı gibi değerlendirmek doğru değildir. Ancak ortada ciddi bir tütün bağımlılığı sorunu bulunduğu tartışmasızdır.
Sağlık Bakanımız Prof. Dr. Kemal Memişoğlu'nun 24 Ekim 2026 tarihinde açıkladığı rakamlar ise meselenin büyüklüğünü başka bir açıdan göstermektedir.
Sayın Bakanımız, Türkiye'de 2025 yılında 8,5 milyar paket sigara satıldığını, sigaraya harcanan paranın yıllık 15 milyar dolara ulaştığını ve sigaraya başlama yaşının ortalama 17 olduğunu ifade etti.
Bir hekim olarak bu rakamların üzerinde özellikle duruyorum.
Henüz hayatının başındaki çocuklarımız bağımlılıkla tanışıyor. Ailelerimizin kazançları sigaraya gidiyor. Toplumun sağlığı için kullanılabilecek kaynaklar, tütünün yol açtığı önlenebilir hastalıkların tedavisine harcanıyor.
Böyle bir tablo karşısında yalnızca sigara içenlere nasihat etmekle yetinemeyiz.
Devletin koruyucu gücünü de bütün kararlılığıyla hissettirmeliyiz.
Milyonlarca Denetim Yapılıyor, Peki Ne Değişiyor
Sağlık Bakanlığımızın son dönemde yürüttüğü çalışmaları önemsiyor ve gönülden destekliyorum.
2024-2028 Tütün Kontrolü Strateji Belgesi ve Eylem Planı, mücadelenin devamı açısından önemli bir yol haritasıdır.
2024 yılında 3 milyon 844 bin 914 tütün denetimi gerçekleştirilmiş, bunların 21 bin 698'inde ihlal tespit edilerek idari yaptırım uygulanmıştır.
2025 yılında iller arası çapraz denetimler güçlendirilmiş, merkezî denetim destek ekipleri oluşturulmuştur.
Eylül 2026 itibarıyla sigara bırakma polikliniği sayısının 1.751'e ulaşması, aile hekimlerinin ve mobil ekiplerin mücadeleye daha fazla katılması da memnuniyet vericidir.
ALO 171 üzerinden yürütülen danışmanlık hizmetleri, ücretsiz tedavi destekleri, çevrim içi sigara bırakma hizmetleri ve vatandaşlara doğrudan ulaşmayı amaçlayan yeni uygulamalar oldukça kıymetlidir.
Bu çalışmalarda emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
Ancak şimdi başka bir soruyu sormamız gerekiyor:
Milyonlarca denetim yapıyorsak neden hala kapalı alanlarda sigara içilmesiyle karşılaşıyoruz
Neden insanlar hem kendi sağlıklarını hem de çevrelerindekilerin sağlığını tehlikeye atmayı sürdürüyor
Bir işletme, açılıp kapanabilen bir tavanı veya yanları kapatılmış bir bölümü gerekçe göstererek Dumansız Hava Sahası kurallarının etrafından dolaşabileceğini neden düşünüyor
Daha önemlisi, kimi işletmeler bunu nasıl başarabiliyor
Bir vatandaş, en doğal hakkı olan temiz havayı soluyabilmek için neden işletme sahibiyle tartışmak zorunda kalıyor
Kanunun uygulanmasından sorumlu kamu kurumlarında neden her zaman aynı hassasiyeti göremiyoruz
Bütün bu soruların cevabını yalnızca yapılan denetim sayılarında aramamalıyız.
Denetimin ne kadar etkili olduğuna, ihlallerin tekrarlanıp tekrarlanmadığına, uygulanan yaptırımların sonuçlarına ve vatandaşın günlük hayatında gerçekten neyin değiştiğine bakmalıyız.
Çünkü bir işletmeye on defa gidilmiş olması, o işletmede kurallara uyulduğu anlamına gelmez.
Denetimin başarısı, düzenlenen tutanakların çokluğuyla değil, ihlallerin azalmasıyla ölçülmelidir.
Devlet Önce Kendi Kapısının Önünü Temizlemeli!
Üzerinde özellikle durduğum meselelerin başında bu konu geliyor.
Bir kamu kurumunda sigara yasağına, daha doğru ifadeyle kanunlara riayet edilmiyorsa dışarıdaki işletmeden aynı kurala uymasını istemenin inandırıcılığı zayıflar.
Hastane bahçelerinde hastaların tütün dumanına maruz kalmasına göz yumulurken sağlıklı yaşamdan söz etmek ne kadar etkili olabilir
Bir okulun çevresinde çocukların tütün ürünlerine erişimini engelleyemiyorsak onlara bağımlılığın zararlarını anlatmak tek başına yeterli olur mu
Kanunu uygulamakla görevli bir yöneticinin kendi çalışma ortamındaki ihlali görmezden gelmesi, başka bir yerde yapılan denetimin toplumdaki karşılığını da zedeler.
Benim itirazım devletimizin mücadelesine değildir.
Tam tersine, yılların emeğiyle oluşturulmuş bu mücadelenin ihmaller yüzünden zayıflamasınadır.
Kamu kurumları, temiz hava hakkının en titiz biçimde korunduğu yerler olmalıdır.
Yönetici, çalışanlarından önce kurala uymalıdır.
Denetçi, denetlediği işletmeye gösterdiği hassasiyeti kendi kurumunda da göstermelidir.
Çünkü hukuk, onu uygulamakla sorumlu olanları da bağladığı ölçüde güçlüdür.
Denetimsizlik Yalnızca Sigara Meselesi Değildir!
Aslında IV. Murad'ın fermanından bugüne uzanan mesele, hayatımızın pek çok alanında karşımıza çıkıyor.
Kaldırımların işgal edilmesi, trafik kurallarının hiçe sayılması, tüketiciyi mağdur eden ticari uygulamalar ve kamu hizmetlerinde karşılaşılan ihmaller aynı temel soruyu gündeme getiriyor:
Kuralları koyuyoruz. Peki yeterince uyguluyor muyuz
2025 yılında trafik kazalarında 6.035 insanımız hayatını kaybetti.
Bunlar sıradan istatistikler değildir.
Her bir rakamın arkasında bir insan, bir aile ve yarım kalmış bir hayat vardır.
2026 yılının ilk dokuz ayında Ticaret Bakanlığımız yaklaşık 360 bin firmayı ve 44 milyon ürünü denetledi; mevzuata aykırılıklar nedeniyle yaklaşık 2,6 milyar lira idari para cezası uyguladı.
Elbette bu rakamlar devletin mücadele ettiğini gösteriyor. Verilen emeği inkar etmek haksızlık olur.
Ancak denetimler sürerken ihlaller de devam ediyorsa yalnızca kaç işlem yapıldığını konuşmak yeterli değildir.
İhlali doğuran şartları ortadan kaldırıp kaldıramadığımızı da sorgulamalıyız.

2