1939'da Değeri Bilinen Yalova Kaplıcaları Bugün Neden Geri Planda

Yalova Kaplıcaları 1939'da devlet stratejisinin merkeziyken bugün neden hala 'zaten var' rehavetine teslim edilmeye devam ediliyor?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Yalova Kaplıcaları'nın tarihsel ve stratejik önemini vurgulayarak, bunun sadece bir turizm meselesi değil, sağlık politikası, kalkınma ve modernleşme vizyonunun birleştiği bir alan olduğunu savunuyor. 1939'da görülen devlet aklının bugün kaybolmuş olması, Türkiye'nin elindeki tarihî sağlık mirasını yeniden inşa etme sorumluluğunu ortaya koymaktadır. Fakat dünya sağlık turizmi rehabilitasyon ve yaşlı bakımına doğru evrilirken, biz neden Yalova'yı hala böyle bir merkez olarak görüp geliştirmiyoruz?

Bir ülke, elindeki nimetin kıymetini nasıl kaybeder

Bu soru bazen bir maden için sorulur, bazen bir liman için, bazen de bir tarım havzası için. Ama asıl acı olan şudur: Bu soru bazen şifa için de sorulur. Toprağın altından çıkan, yıllardır insanı ayağa kaldıran, ağrıyı hafifleten, bedeni dinlendiren, hastaya umut veren bir imkan da ihmal edilebilir. Yalova Kaplıcaları tam da böyle bir yerde duruyor: Hepimizin bildiği, herkesin adını duyduğu ama kimsenin hak ettiği ciddiyetle ele almadığı büyük bir millî imkan olarak.

Daha açık konuşalım. Yalova Kaplıcaları bugün yalnızca bir kaplıca meselesi değildir. Bu mesele, Türkiye'nin sağlık aklıyla, turizm vizyonuyla, kamu yönetimiyle ve tarihine sahip çıkma ciddiyetiyle doğrudan ilgilidir. Çünkü burada söz konusu olan şey sıradan bir sıcak su kaynağı değil; Cumhuriyet'in erken döneminde stratejik değeri görülmüş, devlet eliyle korunmuş, sağlık eksenli düşünülmüş ve geleceğe dönük olarak planlanmış çok özel bir alandır. Sorun şudur: O büyük irade kurulmuş, fakat aynı büyüklükte sürdürülememiştir.

Yalova'nın hikayesi yeni değildir. Bu topraklar dün keşfedilmedi. Asırlardır bilinen, kullanılan, şifası tecrübe edilmiş bir termal havzadan söz ediyoruz. Romalı da Osmanlı da bunu biliyordu. Cumhuriyet ise bunu daha da iyi gördü. Atatürk döneminde Yalova'nın yalnızca bir dinlenme yeri değil, sağlıkla ilişkilendirilmiş özel bir merkez olarak değerlendirilmesi tesadüf değildir. Çünkü orada görülen şey yalnızca su değildi; orada görülen şey, insan sağlığına dönüştürülebilecek bir medeniyet imkanıydı.

Nitekim 1939 yılında Yalova Kaplıcaları'nın Sağlık Bakanlığına devri meselesi Meclis'te görüşülürken yapılan konuşmalar, bugün bile herkese ders olacak mahiyette ve açıklıktadır. Bu konuda Bilecik Milletvekili Besim Ömer'in yaklaşımı özellikle dikkat çekicidir. Yapılan konuşmalarda mesele, bir bina devri, bir mülk paylaşımı ya da bir idarî formalite olarak görülmüyor; memleketin elindeki şifa kaynağının doğru elde ve doğru amaçla değerlendirilmesi olarak ele alınıyordu. Yani bugünün tabiriyle söylersek, sağlık politikasıyla kalkınma politikasının birleştiği stratejik bir alan olarak tarif ediliyordu.

Bu bakışın kıymetini bugün daha iyi anlamak zorundayız. Çünkü 1939'un devlet aklı, Yalova'ya sadece "kaplıca" diye bakmıyordu. Onlar burayı sağlık hizmetlerinin tamamlayıcı unsuru, rehabilitasyon alanı, dinlenme merkezi, hatta belli ölçüde milletin beden sağlığına hizmet edecek bir kamu varlığı olarak konumluyordu. Şimdi soralım: 1939'da görülen bu değeri biz 2026'da gerçekten taşıyor muyuz

Cevap, ne yazık ki hiç de iç açıcı değil.

Bugün Türkiye sağlık turizmi dediğinde çoğunlukla saç ekimini, estetik cerrahiyi, diş tedavisini ve ileri cerrahiyi konuşuyor. Elbette bunların her biri önemlidir. Türkiye bu alanlarda ciddi mesafe almıştır. Fakat sağlık turizmi sadece ameliyat masasıyla kurulmaz. Sağlık turizmi; koruyucu sağlıkla, iyileşme sonrası bakım süreçleriyle, ileri yaş dostu hizmet modelleriyle, fizik tedavi ve rehabilitasyon merkezleriyle, termal altyapıyla ve yaşam kalitesini yükselten tesislerle büyür. İşte Yalova, tam da burada devreye girmesi gereken merkezlerden biridir. Ama ne yazık ki hala hak ettiği ağırlıkla ulusal stratejinin merkezine konulmuş değildir.

Oysa dünya tam tersine gidiyor. Yaşlanan nüfus artıyor. Kronik hastalık yükü büyüyor. İnsanlar yalnızca tedavi olmak değil, iyileşmek, toparlanmak, yeniden güç kazanmak istiyor. Diz protezi ameliyatı geçiren, omurga sorunu yaşayan, romatizmal ağrılarla mücadele eden, uzun süreli stres ve yorgunluk taşıyan milyonlarca insan için termal bölgeler artık lüks değil; sağlık zincirinin önemli bir halkası olarak görülüyor. Avrupa bunu yıllardır yapıyor. Bazı ülkeler termal merkezleri sıradan turistik konaklama alanları gibi değil, sağlık sistemiyle entegre çalışan yapılar olarak yönetiyor. Bizde ise önemli bir potansiyel var ama yeterince kullanılmıyor; kaynak var, ancak bundan yararlanma düzeyi eksik kalıyor.

Bilinmelidir ki Yalova'nın en büyük avantajı sadece suyu değildir. Konumu da başlı başına bir stratejik üstünlüktür. İstanbul'a yakın. Bursa'ya yakın. Kocaeli havzasına yakın. Marmara'nın kalbine yakın. Nüfusun yoğun olduğu, ulaşımın mümkün olduğu, iç ve dış turiste rahat erişim sağlayabilecek bir hat üzerinde. Böyle bir yerde dünya standartlarında bir termal sağlık üssü kurulması gerekirken, biz yıllardır bu alanı küçük düşünmenin konforuna sığınıyoruz. Kaplıcayı var sayıyoruz ama büyütmüyoruz. Tarihi anlatıyoruz ama gelecek kurmuyoruz.

Mesele sadece fizikî yenileme de değildir. Birkaç bina boyamakla, bahçe düzenlemekle, tabelayı yenilemekle bu iş çözülmez. Yalova için artık yeni bir seviye tanımlanmalıdır. Burası yeniden ele alınacaksa, sağlık turizmi açısından bütüncül bir model ortaya konulmalıdır. Termal tesis, otel mantığıyla değil; rehabilitasyon, geriatrik destek, sağlıklı yaş alma, fizik tedavi, sporcu toparlanması, metabolik sağlık programları ve uluslararası hasta akışıyla birlikte düşünülmelidir. Yani Yalova, "gelip kalınan" değil, "gelip iyileşilen" bir yer haline getirilmelidir.

Burada bir başka ihmal daha var. Türkiye, kendi tarihî ve doğal sağlık alanlarını marka haline getirmekte geç kalıyor. Oysa Yalova gibi bir yer yalnızca yerli ziyaretçiye hitap eden bir bölge değildir. Doğru planlama ile Türk Cumhuriyetlerinden Körfez ülkelerine, Balkanlar'dan Avrupa'daki ileri yaş nüfusa kadar çok geniş bir profile hitap edebilir. Sağlık turizminin bugün geldiği noktada insanlar sadece doktor aramıyor; güvenli ülke, kaliteli tesis, temiz çevre, ulaşılabilir hizmet, kamusal güven ve süreklilik arıyor. Yalova bunların çoğunu taşıyabilecek bir zemine sahip. Eksik olan şey, bu potansiyeli cümle içinde değil, devlet politikası içinde tarif etmektir.

Elbette karşı çıkanlar olacaktır. "Zaten kaplıca var", "zaten işletiliyor", "zaten gelen gidiyor" diyenler çıkacaktır. İşte problem tam da bu "zaten" kelimesidir. Türkiye, pek çok imkanını "zaten var" rehavetine kurban vermiştir. Bir şeyin var olması ile güçlü olması aynı şey değildir. Bir yerin açık olması ile etkili biçimde işletilmesi aynı şey değildir. Bir tarihî mirasın ayakta kalması ile çağın ihtiyaçlarına göre yeniden işlevlendirilmesi aynı şey değildir. Yalova bugün ayakta olabilir; ama mesele ayakta kalmak değil, ayağa kaldırmaktır.