Deniz yetki alanlarımız

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin partisinin grup toplantısında Yunanistan'ın 12 Ada'daki uluslararası hukuk ihlallerini gündeme taşıması, deniz yetki alanları konusunu bir kez daha akıllara getirdi. Sadece Adalar Denizi'nde değil, Akdeniz'de de çetin bir egemenlik mücadelesi sürdüren Türkiye, Mavi Vatan konseptiyle denizlerdeki hak ve menfaatlerini sonuna kadar koruyacağını tüm dünyaya ilan etmiş durumda.

Denizlerdeki egemenlik mücadelesinin askerî ve hukuki olmak üzere iki temel boyutu var. Türkiye son dönemde deniz kuvvetlerinin geliştirilmesi için büyük gayret gösteriyor. İnsansız hava ve deniz araçlarıyla da desteklenen tamamen yerli ve millî üretimimiz olan gemilerimizin sadece sayıları değil, imkân ve kabiliyetleri de artıyor. Gurur vesilemiz olan TCG Anadolu gemisinin armasında yer alan "İki Mavi Tek Vatan" ibaresi Türk Deniz Kuvvetlerinin artık hava unsurlarının etkili kullanımı için de uygun olduğunun önemli bir göstergesi. Donanmamızı güçlendirme ve modernleştirme çalışmaları çerçevesinde 7 adet MİLGEM-İSTİF sınıfı fırkateynin yapım çalışmaları devam ediyor. 6 adet HİSAR sınıfı Açık Deniz Karakol Gemisi, 6 adet REİS sınıfı denizaltı, 8 adet Yeni Tip Süratli Çıkarma Gemisi de inşa ediliyor. Millî Uçak Gemisi üretimi için çalışmalar da tüm hızıyla devam ediyor. Tüm gemilerimizde yerli üretim silah sistemlerinin ve mühimmatının kullanılmasına büyük önem veriliyor. Bu adımlarla donanmamız dışa bağımlılıktan tamamen kurtulduğu gibi, Türkiye aynı zamanda dost ve müttefik ülkelerin ihtiyaçları için de üretim yapıyor.

Türk Deniz Kuvvetlerinin göstermekte olduğu bu üstün performans ve gelecek planları Mavi Vatan'ın savunulması konusunda hiçbir şüpheye yer bırakmıyor. Denizlerdeki egemenliğin ikinci boyutu olan hukuki alanda da Türkiye son dönemde çok önemli bazı adımlar attı. Karadeniz'de 1986'dan bu yana 200 millik Münhasır Ekonomik Bölge ilan etmiş olan Türkiye, Akdeniz'in bir bölümündeki kıta sahanlığı ve diğer deniz yetki alanlarını ise 2011'de KKTC ile yapılan Kıta Sahanlığını Sınırlandırma Anlaşması ve 2019'da Libya ile yapılan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası ile tesis etti. Suriye'de Esad rejiminin devrilmesinden sonra bu ülkeyle de bir deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşması yapılması ihtimali belirdi. Mısır'la normalleşme süreci kapsamında bu ülkeyle de benzeri konularda ilerleme temin edilebilir.

Adalar Denizi'nde ise durum Karadeniz ve Akdeniz'e göre daha karmaşık. Zira 1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin imzacılarından olan Yunanistan, Adalar Denizi'nde kara sularını 12 mile çıkarmayı arzu etmektedir. Hukuken Türkiye ve Yunanistan kara sularının Ege Denizi'ndeki genişliği 6 deniz milidir. Dışişleri Bakanlığı mevcut durumu şöyle açıklamaktadır:

"Türkiye'nin ve Yunanistan'ın Ege Denizi'ndeki sahillerinin coğrafi konumu birbirine yan yana ve aynı zamanda karşı karşıyadır, bu da bir sınırlandırmayı gerekli kılmaktadır. Deniz alanlarının kesiştiği ya da bir noktada birleştiği yerlerdeki yakın ya da karşıt konumlar arasında bulunan deniz alanları sınırlarının anlaşmayla belirlenmesi gerekliliği uluslararası hukukun temel bir kuralıdır. Bununla birlikte, Ege Denizi örneğinde, sahillerin karşıt olduğu alanların yanı sıra sahillerin bitişik olduğu bölgelerde de kara suları çerçevesinde Türkiye ve Yunanistan arasında herhangi bir deniz sınırı mevcut değildir."

Diğer yandan Adalar Denizi'nde Türkiye ve Yunanistan'ın kıta sahanlığının sınırları da belirlenmiş değildir.

MHP Genel Başkanı Bahçeli'nin dikkati çektiği konu ise 1923 Lozan ve 1947 Paris antlaşmaları çerçevesinde Doğu Ege adalarının silahsızlandırılmış statüsünün Yunanistan tarafından ihlal edilmesidir. Yunanistan uluslararası hukuka aykırı şekilde adaları silahlandırırken, aidiyeti tartışmalı birçok coğrafi formasyon üzerinde de hak iddia etmektedir. Bu coğrafi formasyonların bir bölümü AB destekli rüzgâr tribünü inşa projelerinde kullanılmaya başlanmıştır. İleride bunların üzerinde de askerî amaçlı yapılanmalara gidilmesi ihtimali mevcuttur.