Hepimiz çocuklarımızın bizden daha iyi bir hayat yaşamasını istiyoruz. Bizim kaçırdığımız fırsatları yakalasın, yaptığımız hataları yapmasın, bizden daha başarılı ve özgüvenli olsun... Peki, onları geleceğe hazırlarken kendi hayallerimizi de omuzlarına yüklüyor olabilir miyiz Bazen en büyük sevgimiz, farkında olmadan en ağır beklentimiz haline gelebiliyor.
Çocuğumuz için hayal kurarken kendimizi düşünmeden edemiyoruz. Bizim sahip olamadığımız imkânlara sahip olsun. Kendini rahatça ifade etsin. İyi bir eğitim alsın, sevdiği işi yapsın. Hayat karşısında bizim kadar zorlanmasın. Kısacası, bizden daha iyi bir hayat yaşasın.
Bunda yanlış bir şey yok. Anne babayız. Çocuğumuzun önünü açmak, ona daha güzel imkânlar sunmak istiyoruz. Ama bazen farkında olmadan bir adım ileri gidiyoruz. Onun yalnızca iyi olmasını değil, bizim en iyi versiyonumuz olmasını bekliyoruz.
Biz yabancı dil öğrenememişsek o mutlaka öğrensin istiyoruz. Çocukken kendimizi ifade etmekte zorlandıysak onun her ortamda rahatça konuşmasını bekliyoruz. Bizim için başarı önemliyse onun da hep başarılı olmasını istiyoruz. Kendi eksiklerimizi kapatmaya çalışırken karşımızdakinin ayrı bir insan olduğunu unutabiliyoruz.
İYİ NİYET, BÜYÜK BEKLENTİ
Çocuğumuz okuldan geliyor. Sınavının iyi geçtiğini söylüyor. Seviniyoruz. Sonra notunu öğrenince "Biraz daha çalışsaydın daha yüksek alırdın" diyoruz. Onu kırmak istemiyoruz. Potansiyelini kullansın, başarılı olsun istiyoruz.
Ama çocuğumuz bizim cümlemizden başka bir anlam çıkarabilir. Ne yaparsam yapayım, annemi ya da babamı memnun edemiyorum diye düşünebilir.
Bazen kendi yaşadığımız zorlukların onun başına gelmesinden korkuyoruz.
Çocukken arkadaşlarımızın yanında çekingen kaldıysak onun da aynı şeyi yaşamasını istemiyoruz. Kalabalıkta konuşmaya çekindiğinde hemen cesaretlendirmeye çalışıyoruz. "Biraz girişken ol, kendini göster" diyoruz.
Oysa belki yalnızca zamana ihtiyacı var. Belki de bizim kadar dışa dönük olmak istemiyor. Bizim kusur saydığımız bir özellik, onun kişiliğinin doğal bir parçası olabilir.
Çocuklarımızın önünü açmak isterken onlara nasıl bir insan olmaları gerektiğini de tarif ediyoruz. Başarılı, sosyal, özgüvenli, disiplinli... Peki, bütün bunların arasında onların kendi isteklerine ne kadar yer kalıyor
KENDİ HAYATLARI VAR
Çocukken piyano çalmak istemiş ama fırsat bulamamış olabilirsiniz. Şimdi çocuğunuzun piyano derslerine gitmesini istiyorsunuz. Belki spor yapmak istemiş ama imkânınız olmamış. Onun mutlaka bir spor dalıyla ilgilenmesini bekliyorsunuz.
Bazen de kendi seçimlerimizin sonuçlarını onların hayatında değiştirmeye çalışıyoruz. Mesleğimizden memnun değilsek çocuğumuzun daha iyi bir meslek seçmesini istiyoruz. Ekonomik sıkıntılar yaşadıysak geleceğini erkenden planlamaya başlıyoruz.
Bütün bunlar sevgiyle yapılabilir. Fakat çocuğumuzun ne istediğini dinlemediğimizde kendi hayalimizi onun hayali sanmaya başlayabiliriz.
Çocuklar da anne babalarının beklentilerini hissediyor. Bir sınavdan yüksek not aldıklarında yüzümüzün güldüğünü, başarısız olduklarında üzüldüğümüzü görüyorlar. Zamanla başarı, yalnızca kendileri için istedikleri bir şey olmaktan çıkabiliyor. Bizi mutlu etmenin bir yoluna dönüşebiliyor.
Oysa çocuklarımızın bizi gururlandırmak için yaşamasını istemeyiz. Onların kendi hayatlarından memnun olmalarını isteriz. Bu ikisi her zaman aynı şey değil. Çocuğumuzun gelişmesini istemekle onu sürekli geliştirilmesi gereken biri gibi görmek arasında ince bir çizgi var.

8