Her annenin kendi hikayesi var

Hepimize 'iyi annelik' diye anlatılan bir hikâye var. Ama o hikâye kimin hikâyesi Kendi annemizden mi, yaşadığımız toplumdan mı, yoksa sosyal medyadan mı öğrendik Dünya artık anneliği yargılamaktan vazgeçip, anlamaya çalışıyor. İşin doğrusu ise, her anne kendi çocuğuna en uygun annedir...

Bir çocuğu büyütmenin doğru bir yolu var mı Bu soruyu yıllardır her kadın kendine sorar, uzmanlar cevap arar. Ama belki de ilk kez bu kadar yüksek sesle tartışılıyor. Çünkü artık annelik sadece bir içgüdü meselesi olarak görülmüyor. Aksine, öğrendiğimiz, gördüğümüz, hatta bazen fark etmeden taşıdığımız bir rol olduğu kabul ediliyor.
Düşünsenize... Bir anne çocuğunu sıkı disiplinle büyütüyorsa 'baskıcı' deniyor. Ama aynı davranış başka bir kültürde 'sorumluluk kazandırmak' olarak görülüyor. Bir anne çocuğunun peşinden ayrılmıyorsa 'fazla korumacı' eleştirisi alıyor. Ama başka bir yerde bu, sevginin en doğal hali.

TEK BİR DOĞRU YOK
Peki hangisi doğru Son yıllarda özellikle medyada bu soruya verilen cevap değişti: "Hiçbiri tek başına doğru değil."
Örneğin, Battle Hymn of the Tiger Mother ile hayatımıza giren o 'sert, disiplinli anne' modeli uzun süre eleştirildi. Çocuğunu zorlayan, başarıya iten, duyguları geri planda bırakan bir profil olarak anlatıldı.
Ama bugün aynı konuya bakanlar şunu söylüyor: Belki de o anneler sadece kendi bildikleri şekilde çocuklarını hayata hazırlamaya çalışıyordu. Belki de onların sertliği, yaşadıkları zorlukların bir yansımasıydı.

Öyle ki, The Guardian gibi gazetelerde çıkan yazılarda, özellikle göçmen annelerin çocuklarına yüklediği başarı baskısının, bir tercih değil, çoğu zaman bir 'hayatta kalma stratejisi' olduğu anlatılıyor.
Yani mesele artık şu: Bir anne neden böyle davranıyor Çünkü annelik, sandığımız kadar düz ve engebesiz bir alan değil. İçinde geçmiş var. Kendi çocukluğumuz var. Eksiklerimiz, korkularımız, öğrendiklerimiz var. Bu yüzden bugün birçok anne aynı cümleyi kuruyor: "Ben annem gibi olmayacağım."

VİTRİN SADECE DEKORDUR
İşin ilginç tarafı şu... O cümleyi kurarken bile aslında annemizden öğrendiklerimizle hareket ediyoruz.
Daha anlayışlı olmaya çalışıyoruz, evet.
Daha çok dinliyoruz, daha az bağırıyoruz. Ama bu kez de başka bir şeyle sınanıyoruz: Sınır koymak.
Çünkü geçmişin sertliği ile bugünün aşırı yumuşaklığı arasında sıkışıp kalmış bir nesiliz biz.

Bir de işin sosyal medya tarafı var... Her gün karşımıza çıkan o 'mükemmel anne' görüntüleri. Sabırlı, sakin, her şeyi bilen, çocuğuna asla sesini yükseltmeyen bir figür. Gerçek mi Pek değil. Ama etkili mi Fazlasıyla.
İşte tam burada yeni bir duygu doğuyor: Suçluluk. Yeterince iyi olmadığını düşünen anneler. Çok koruduğu için suçluluk duyanlar... Yeterince vakit ayıramadığı için kendini yiyip bitirenler...

Oysa belki de ilk kez şunu kabul etmemiz gerekiyor: "İyi annelik" diye tek bir doğru yok.
Her anne, kendi hikâyesiyle anne. Kendi geçmişiyle, kendi doğrularıyla, kendi yaralarıyla... Ve belki de en doğrusu şu: Artık anneleri yargılamak yerine, hikâyelerini dinlemek.
Çünkü bazen bir annenin davranışını değiştiren şey, ona verilen bir tavsiye değil... Onun gerçekten anlaşıldığını hissetmesi oluyor.

***

AİLECE RAMİ ÇOCUK VE SANAT BİENALİ'NE GİDİYORUZ
İstanbul Rami Kütüphanesi'nde kaçırmamanız gereken bir etkinlik var: Rami Çocuk ve Sanat Bienali... Emine Erdoğan Hanımefendi tarafından açılan 1. Rami Çocuk ve Sanat Bienali, "Resimli Çocuk Kitapları" teması ve "Renkliyse Gerçektir" mottosu ile 15 Haziran 2026 tarihine kadar ziyaretçilerini ağırlayacak.