Şanlıurfa, Mardin ve Osmaniye'den fındık toplamak için Sakarya'ya gelen mevsimlik işçilerin çocukları, çadırların arasında büyümek yerine hayallerinin peşinden koşuyor. Burada Dört Mevsim Eğitim Projesi'yle tanışan çocuklar; bilimden sanata, dramadan iletişime uzanan eğitimlerle yalnızca yeni şeyler öğrenmiyor, kendilerine bir gelecek hayal etmeyi de öğreniyor. Merve, Kader, Halil İbrahim ve Mahir'in hikâyesi, bir çocuğun hayatına dokunulduğunda nelerin değişebileceğini gösteriyor
Mevsimlik işçilik bizim topraklarda yıllardır varlığını sürdüren bir meslek... Dünyada tarım ülkelerinde de sık sık görülür. Kendi içlerinde bir işleyişi vardır. Aileler çoluk çocuk, çoğunlukla da akrabalarla kendi yaşadıkları şehirlerden başka şehirlere topluca bir nevi göç ederler. Mevsimine göre fındık, çay, pamuk gibi ürünleri toplamak için işçilik yapıp para kazanmaktır niyet... Gittikleri yerlerde barınmak kolay olmaz. Çadırlar kurulur ve oralar o mevsim onların evi olur.
Peki, ya çocuklar, onlar ne yapar Genelde sekiz yaş ve üzeri çocuklar aile için çalışabilir bir birey olarak varsayılır. Onlar da anne-babalarıyla fındık, çay ya da pamuk toplamaya götürülür. Fikirleri soruluyor mu, tabii ki hayır! Yıllardır sistemin 'zaten olması gereken' doğallığında' sıralarını bekleyerek sisteme dahil olurlar. Bu yüzden iş çıktığında okulları yarım kalır. Devam edebildikleri kadardır eğitimden nasipleri...
Geçtiğimiz hafta Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV), Ferrero'nun davetiyle Sakarya'ya gittim. İlk kez aileleri mevsimlik işçi olan çocuklarla arkadaşlık kurdum. Şanlıufa, Mardin, Osmaniye gibi illerden fındık toplamak için Sakarya'ya gelmişler. Çadırlar kurulmuş, akraba olanlar yan yana konumlandırmış çadırlarını... Su yok, tuvalet derme çatma... Ama tüm bunların içinde umut dolu bir ışık yanmış. TEGV ve Ferrero kafa kafaya vererek buradaki işçilerin çocukları Dört Mevsim Eğitim Projesi'ni hayata geçirmişler.
ÇADIRDAN OKULA UMUT YOLCULUĞU
Biz de bu eğitim projesini yerinde gördük. Sakarya'nın Karapürçek ilçesinde konuşlanan iki Ateşböceği Öğrenim Birimi, çocukları bilim, sanat ve temel yaşam becerileri alanlarında özel olarak geliştirilen eğitim içerikleriyle buluşturuyor. Çocuklar sabah çadırlarından servisle alınıyor ve Ateşböceği Öğrenim Birimi'ne getiriliyor. Gönüllü eğitmenler burada çocuklara birçok alanda dersler veriyorlar. Neler yok ki! Ben Göbeklitepe'yi anlattıkları derse şahit oldum. Önce ekranda Göbeklitepe'yle ilgili bir program izletildi. Ardından heykel kelimesinden yola çıkılarak drama çalışıldı. Tabii, Göbeklitepe'ye ait bir görsel de boyama yapmaları için çocuklara verildi. Renk kullanma konusunda özgür oldukları ve hayal güçlerini kullanmaları söylendi. Çocuklar ilgili ve oldukları yerde çok mutluydular...
TEVAZUNUN ADI HALİL İBRAHİM
Hemen yan sandalyede utangaç, esmer bir çocuk oturuyor. Ona bakıyorum, "Adın ne bakalım" der demez bu soruyu bekler gibi atılıyor: "Halil İbrahim..." 8 yaşında Halil İbrahim, Şanlıurfa'dan gelmiş... Çekingen ama konuşunca hemen atıyor üzerinden bunu... Gözleri çakmak çakmak, yüzünde hep orda duran bir gülümseme var. Büyüyünce ne olacaksın Halil İbrahim diyorum, "İngilizce öğretmeni" diyor hiç düşünmeden. "İngilizce biliyor musun" diyorum, "Hayır, hiç bilmiyorum ama seviyorum" diye ekliyor. Hemen "What is your name ve "My name is Halil İbrahim" demeyi öğretiyorum. İkinci kez tekrarlamaya gerek kalmadan ezberliyor. 5 kez art arda soruyorum, sektirmeden cevap veriyor. "Aferim Halil İbrahim, İngilizce öğretmeni olacağına hiç kuşkum yok" diyorum.
URFALI MAHİR FUTBOLCU OLACAK
Sınıfta muzur bir öğrenci var. Her soruya mutlaka parmak kaldırıyor. Saçlarına özenle şekil vermiş, kıyafetine dikkat etmiş. Kumral saçları ve yeşil gözleriyle yakışıklı mı yakışıklı bir çocuk. Adı Mahir, Urfa, Eyyübiye'den... Futbolcu olmak istiyor. "O olmazsa polis olurum" diyor. Kendine güveni tam, iyi dinliyor ve fırsat verildiğinde nasıl başarılabileceğini gösteriyor. Beni de sıkı sıkı tembihliyor: "Beni her yerden paylaş olur mu, gösterebilirsin beni, herkes beni tanısın."
En yakın arkadaşı, kuzeni Yakup... Yakup da yunus polis olmak istiyor. Kararı kesin ve büyüyünce polis olacağından hiç şüphe duymuyorum. Yakup ve Mahir'in hayallerinin gerçekleştiği güne de tanık olmak dileğiyle ayrılıyorum yanlarından.
O TAŞI HİÇ UNUTMADIM
Bir başka gönüllü öğretmen Yusuf Şos'tu. Van'da doğup büyümüş. Tıpkı buradaki çocuklar gibi, imkanları kısıtlıymış. Ama resim öğretmeni olmayı başarmış. Bir hatırasını anlattı bize: "Çocukken göl kıyısına giderdim, oradaki taşlarla oynar, üstlerine resim çizerdim. Kağıt kalemim, boyalarım yoktu ama göl kenarındaki taşlar vardı. Bu yüzden o taşları hiç unutmadım. Buradaki çocuklar da burayı hiç unutmayacak. Büyüdüklerinde bu ateşböceği tırını ve içindeki her objeyi hatırlayacaklar." "Çocukken bize yardım eden bir taş bile bizi resim öğretmeni olmaya taşıyabiliyorsa, kim bilir buradaki çocuklar nerelere gelecekler" diye geçirdim içimden. Ama en önemlisi, resim çizdiği taşı unutmayan güzel çocukların yetişkin olduklarında o taş gibi insanlığa hizmet etmenin yüceliğinin farkına varmış olarak yaşamalarıydı. İyi ki varsın Yusuf Öğretmen!

4