Bayram harçlığımı IBAN'ıma atın lütfen

Bir zamanlar bayram sabahlarının en heyecanlı anı, büyüklerin elini öpüp avuca sıkıştırılan o harçlıktı. Şimdi aynı gelenek, banka uygulamalarından gelen bildirimlerle sürüyor. Değişen sadece yöntem mi, yoksa o küçük ama kıymetli anların sıcaklığı da eksiliyor mu Bayram, belki de tam burada yeniden düşünmemiz gereken bir hatıra bırakıyor

Bayram sabahlarının bir kokusu vardı eskiden. Ütü kokusuna karışan sabun, mutfaktan gelen kahvaltı telaşı, bir de içimize dolan o tuhaf heyecan... Sanki birazdan olacakları biliyorduk ama yine de ilk kez yaşıyormuş gibi kalbimiz hızlı hızlı atardı.
En kritik an kapı açıldığında başlardı. Büyüklerin karşısına dizilir, biraz utangaç biraz ciddi bir ifadeyle ellerine uzanırdık. O el öpme meselesi sadece bir gelenek değildi; bir tür sessiz anlaşmaydı aslında. "Ben büyüyorum" derdik, onlar da "biz de buradayız" diye cevap verirdi. Sonra o meşhur an... Avuca sıkıştırılan para. Bazen bir zarf, bazen özenle katlanmış bir banknot. O paranın miktarını hatırlamam, ama o anın hissini çok net hatırlıyorum.
Şimdi bayram sabahları hâlâ geliyor ama o sahne biraz değişti. Kapılar eskisi kadar sık çalınmıyor, ziyaretler daha kısa, daha planlı. Ve en dikkat çekeni, harçlık meselesi... Artık birçoğumuzun cebinde nakit yok. "IBAN at da göndereyim" cümlesi, bayramın en yeni klişelerinden biri oldu. Hatta bazı çocuklar için bu daha bile cazip. Çünkü para, ellerine değil hesaplarına geliyor; daha 'gerçek' gibi belki de onların dünyasında.

GELENEKLER GÜNCELLENİYOR
Ama işte tam burada durup düşünmek gerekiyor. Harçlık dediğimiz şey gerçekten para mıydı Yoksa o birkaç saniyelik temas mıydı asıl mesele Elinize sıkıştırılan o banknot, aslında "seni önemsiyorum" demenin başka bir yoluydu belki. Dijital transferler bu anlamı tamamen yok etmiyor elbette, ama biraz inceltiyor sanki. Aradaki o küçük sıcaklığı alıp yerine konforu koyuyor.
Bir yandan da hayatın temposunu inkâr etmek zor. Büyük şehirlerde herkes bir yerlere yetişmeye çalışıyor. Bayram bile çoğu zaman bir "tatil planı"nın parçası artık. Hal böyle olunca, gelenekler de kendine yeni bir yol buluyor. Belki de mesele, değişip değişmemesi değil; neyi ne kadar koruyabildiğimiz.

DAHA RAHAT KULLANIYORUM
Geçen gün bir çocuğa sordum, "Nakit mi seversin, telefona gelen harçlık mı" diye. Hiç düşünmeden "Telefona gelsin" dedi. Sebebi de çok basitti: "Daha çabuk harcayabiliyorum." Bu cevap beni hem güldürdü hem düşündürdü. Çünkü bizim için harçlık biraz biriktirmekti, onun için ise anında kullanmak. Zamanın ruhu dediğimiz şey tam da bu galiba.
Yine de şuna inanıyorum: Bayramın özü, yöntemlerden daha güçlü. İster el öperek alınsın, ister bir mesajla gelsin... Eğer o bağ hâlâ kurulabiliyorsa, o samimiyet bir şekilde hissediliyorsa, mesele çok da değişmiyor aslında. Ama o bağı tamamen kaybedersek, işte o zaman sadece yöntem değil, anlam da eksiliyor.