Eskiden çocukların rol modelleri anne-babaları, öğretmenleri ya da mahalleden biri olurdu ama şimdi bunların yerini YouTuber'lar aldı. Çocuklar büyüdüklerinde izledikleri YouTuber'lar gibi olmak, onlar gibi hayatlar kurmak istiyorlar. İzledikleri her şeyin birer kurgu olduğunu bilmeden, onlara karşı aidiyet duygusu hissediyorlar. Dijital karakterlerin çocuklar üzerindeki etkisi bu kadar artarken, anne-babalar ise bu durum karşısında nasıl davranmaları gerektiğini bilemiyor.
Geçen gün bir arkadaşım anlattı. 9 yaşındaki oğlu, akşam yemeğinde ciddi ciddi "Ben büyüyünce YouTuber olacağım, çünkü onlar istediği zaman tatil yapıyor" demiş. Bunu gülerek anlattı ama aslında mesele pek gülünecek gibi değil. Çünkü artık çocuklar sadece hayal kurmuyor, hayalleri izliyor. Eskiden "büyüyünce ne olacaksın" sorusunun cevabı öğretmen, doktor, belki bir futbolcudan ibaretti. Şimdi listeye "Minecraft yayıncısı", "TikTok fenomeni", "reaksiyon videosu çeken abi" gibi yeni meslekler eklendi. Ve bu değişim sessizce oluyor.
Çocuklarımızı tabii ki doğdukları çağın gerçekliğine göre yetiştireceğiz ama gerçeklik algısı bozuluyorsa ve gerçek hayat çocuklara artık tahammül edilemez geliyorsa burada ciddi bir sorun var demektir. Ciddi bir sorun diyorum, çünkü bu sadece bir kesimin değil hepimizin evinde olan bir sorun.
Çoxuklarımız rolmodellerini artık Youtuberlardan seçiyorlar. Onları tanımıyoruz, kurdukları dünyaların sahte olduğunu ise sadece biz yetişkinler anlayabiliyoruz. Çocuklarımızın masum dünyası için ulaşılması gereken gelecek onların kurgu dünyaları... Peki, hepimiz için yeni olan bu durum için ne yapabiliriz Daha önceki nesillerden gelen bir bilgiye sahip değiliz. Bu çağın anne-babalarının sorunu ve çözümü de bizim bulmamız gerekiyor. İşte bu sebeple Klinik Psikolog ve yazar Hilal Çorbacıoğlu'nun kapısını çaldım ve sorularımı yönelttim. Bence bu röportajı her anne-baba dikkatle okumalı.
KENDİNE YAKIN HİSSEDİYOR
- Çocuklar neden tanımadıkları insanlarla bu kadar güçlü bağ kurabiliyor
- Çocukların tanımadıkları insanlarla bu kadar güçlü bağlar kurabilmesi, ilk bakışta tuhaf görünür. Bir çocuğun hiç elini sıkmadığı, hiç aynı odada bulunmadığı, hatta kendisinden haberi bile olmayan birine karşı sevgi, hayranlık ve aidiyet hissetmesi yetişkin aklına garip gelebilir. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında bu durum, insan doğasının çok eski bir özelliğinin yeni bir teknolojiyle buluşmasından ibarettir. Çünkü insan zihni, bağ kurarken öncelikle fiziksel yakınlığa değil, duygusal yakınlık hissine tepki verir. Günümüzün içerik üreticileri, geçmişin televizyon yıldızlarından farklı olarak kusursuz görünmeye çalışmazlar. Evlerinden yayın yaparlar, günlük hayatlarını paylaşırlar, gündelik bir dil kullanırlar, hata yaparlar, gülerler, üzülürler. Gençler de bu görüntüye bakıp şöyle düşünür: "O da benim gibi biri." İşte ilişkinin başladığı yer tam olarak burasıdır. Bir YouTuber her gün aynı ses tonuyla konuşur, aynı odada görünür, başarılarını, üzüntülerini, günlük hayatını paylaşır. Çocuk onu tekrar tekrar izledikçe zihni şöyle düşünmeye başlar: "Bu kişi bana samimi geliyor." Samimiyet tanıdıklık ve tanıdıklık hissi zamanla güvene dönüşür. Güven ise bağın temelidir. Aslında çocuk o kişiyi tanımaz; fakat beyni onu tanıdığını zanneder. Çünkü insan zihni "tanıdık olmak" ile "yakın olmak" arasındaki farkı her zaman ayırt edemez. Her gün aynı sesi duyan, aynı yüzü gören çocuk bir süre sonra o kişiyi hayatının parçası gibi hissetmeye başlar.
ARTIK DİJİTAL SOSYAL BAĞLAR VAR
- Bir çocuğun bir içerik üreticisini "arkadaş gibi" görmesi ne anlama gelir
- İlk bakışta bu durum basit bir hayranlık gibi görünebilir. Ancak çocuk "Onu seviyorum." demekten ziyade, "Sanki onu tanıyorum." veya "Sanki arkadaşım gibi." diyorsa, artık mesele beğeninin ötesine geçmiştir. Psikolojik açıdan bu durum bize şunu söyler: Çocuk, içerik üreticisini bir medya figürü olarak değil, sosyal çevresinin bir parçası olarak algılamaya başlamıştır. Çocuğun bir içerik üreticisini "arkadaşı gibi" görmesi aslında yakınlık ve aidiyet ihtiyacıyla ilgilidir. Psikolojik olarak çocuk, sık gördüğü ve sürekli konuştuğu birini "tanıyormuş" gibi hisseder. Bu yüzden You- Tuber'ı gerçek bir arkadaş gibi algılayabilir. Sosyolojik olarak ise bu durum, çocukların artık arkadaşlık ve sohbet alanlarının bir kısmını dijital dünyada kurduğunu gösterir. Aynı içerikleri izleyen çocuklar, ortak bir dil ve kültür oluşturur. Kısaca: Bu durum, çocuğun yalnızca içerik tüketmesi değil, dijital ortamda sosyal bağ kurmaya çalışmasıdır.
ARADIĞI ASLINDA AİDİYET DUYGUSU
- "Parasosyal ilişki" dediğimiz bu bağ, çocukların duygusal gelişimini nasıl etkiler
- Çocuk gelişiminin temel ihtiyaçlarından biri güvenli bağlanmadır. İnsan yavrusu dünyaya geldiği andan itibaren kendisini görecek, duyacak ve anlamlandıracak birine ihtiyaç duyar. YouTuber'lar, yayıncılar ve dijital figürler tam da bu ihtiyacın üzerine otururlar. Kameraya bakarak konuşurlar. Göz teması kuruyormuş hissi verirler. Hikâyelerini paylaşırlar. Samimi görünürler. Çocuk zihni için bu çok güçlüdür. Bu bağ bazen olumlu olabilir. Çocuk cesaret alır, ilham alır, yeni beceriler öğrenir. Çünkü çocuk beyninin bir kısmı şunu hisseder: Bu kişi benimle konuşuyor. Oysa gerçekte konuşulan şey milyonlarca kişiyedir. İşte paradoks burada başlar. Çocuk, ilişki hisseder ama ilişki yaşamaz. Ve bu durum duygusal gelişimi sekteye uğratabilir. Yakınlık hisseder ama yakınlık deneyimlemez. Bağ kurar ama bağın diğer ucunda kimse yoktur. Bu yüzden parasosyal ilişkiler duygusal gelişime hem katkı sağlayabilir hem de onu eksik bırakabilir. Katkı sağladığı nokta çocuk aidiyet hisseder. Eksik bırakır çünkü aidiyetin karşılıklılığını öğrenemez. Çünkü gerçek ilişkiler emek ister. Beklemeyi öğretir. Hayal kırıklığını öğretir. Fedakârlığı öğretir. Bunlar ruhun kaslarıdır. Parasosyal ilişkilerde ise bu kasların çoğu çalışmaz. Çünkü ilişki tek taraflıdır.
GERÇEK HAYATA TAHAMMÜL AZALIYOR
- Sosyolojik olarak bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz
- İnsanlık tarihinin büyük bölümünde çocuklar küçük topluluklarda büyüdüler. Kim olduklarını ailelerinden, nasıl davranmaları gerektiğini mahallelerinden, neye değer vermeleri gerektiğini toplumlarından öğrendiler. Bugünün çocuğu ise çoğu zaman bu cevapları algoritmalardan öğreniyor. Bu son derece radikal bir dönüşüm. Çünkü artık rol modelleri algoritma seçiyor. Ve algoritmanın temel amacı karakter geliştirmek değil, dikkat çekmektir. Belki de günümüzün en önemli sosyolojik sorularından biri budur. Çünkü çocukların hayranlıkları aslında toplumun gelecekte hangi değerlere inanacağını belirler. Parasosyal ilişkilerin en derin etkilerinden biri beklenti sistemini değiştirmesidir. Gerçek insan ilişkileri karmaşıktır. Arkadaşınız bazen sizi anlamaz. Bazen sizi kırar. Bazen canınızı sıkar. Ama tam da bu yüzden gerçek ilişkiler geliştiricidir. Oysa dijital figürler her zaman ulaşılabilir görünür. Her zaman eğlencelidir. Her zaman ilgi çekicidir. Her zaman çocuğun istediği versiyonuyla karşısına çıkar. Bu durum zamanla çocukta şu beklentiyi oluşturabilir: "İlişkiler beni sürekli iyi hissettirmeli." Fakat hayat böyle işlemez. Gerçek sevgi bazen sıkıcıdır. Gerçek dostluk bazen yorucudur. Gerçek bağlar bazen çatışma içerir. Parasosyal ilişkiler yoğunlaştığında çocuk, gerçek ilişkilerin doğal kusurlarına karşı daha tahammülsüz hâle gelebilir. Çünkü ekranın içindeki insanlar, gerçek insanlardan daha kolaydır.

13