Sahip olduğumuz en temel haklarımızdan biri mahremiyetdir. Bedenimiz, odamız, evimiz, işyerimiz mahremimizdir. İzin alınmadan yaklaşılamaz. Hiç kimse bir başkasının kişisel bilgilerini rızası dışında ele geçirip, paylaşamaz. İyiliğe dair bütün değerlerin öğrenildiği aile ise toplumun kalbidir. Saygınlığına ekstra hassasiyet gösterilmelidir.
Mahremiyet dinimizce de çok önemlidir. Kişiye, zamana, mekana veya şartlara göre değişiklik göstermez. Hiç kimse dünya görüşüne göre bu alanı şekillendiremez. Mesela bedenimiz mülk değildir. Değerli bir nimet ve emanettir. Hoyrat davranamayız.
Aile mahremiyetine de akıllıca itina göstermeliyiz. Kadın ve erkek, birbirlerinin kusurlarını örten, sırlarını saklayan iki sırdaş olabilmelidir. Dolayısıyla gerekçesi ne olursa olsun, hayat arkadaşımızın ve çocuklarımızın özel hallerini hiçbir ortamda paylaşmamalıyız. Ailenin özel bilgileri, cafelerde konuşulacak bir konu değildir. Mesela ben ailevi sırlarımı sadece en güvendiğim 12 arkadaşımla, atölyemde gizli gizli konuşuyorum. Onlara da diyorum; "Kimseye anlatmayın." Zaten onlar da anlatsa anlatsa kendi iş yerlerinde, kendi arkadaşlarına anlatırlar. (Şaka şaka:)
Milli ve manevi değerlerimizi koruması ve yarınlara taşıması gereken televizyon, radyo, gazete ve sosyal medya gibi iletişim araçları da çok önemli. Maalesef, kötülüğün yaygınlaşmasına, alkol ve kumar gibi zararlı alışkanlıkların normalleşmesine sebep oluyorlar. Bazı diziler, çizgi filmler ve reklamlar aracılığıyla ahlaki deformasyon teşvik ediliyor, insanlık sapkınlıklara ve şiddete özendiriliyor.
Ekranlardaki gündüz programlarına değinmeden edemeyeceğim. İçler acısı. Sınırların tamamen ihlal edildiği, tartışma ve kavgalarla aile kurumunun zedelendiği, ifşası tatsız çirkinliklerin toplumun gözleri önünde hunharca konuşulduğu bir mecra. Bu yayınlar gençlerimizi yuva kurmaktan korkar hale getirdi. Güven duygusunun azalmasına sebep oldu. Haya ve edep gibi bizi biz yapan insani değerlerin aşınmasına yol açtı.

46