Linç kültürü

Laf sokmayı maharet sanan bir güruh var. Karşısındakini aşağılayıp, küçülttüğünde kendini iyi hisseden bir kalabalık. Hakaret ettikçe rahatlayan, incittikçe güçlendiğini sanan insanlar bunlar. Üstelik sayıları az değil. Dijital iletişim ağları sayesinde görünürlükleri de artmış durumda.

Özellikle sosyal medyayı hayatlarının merkezine oturtmuş bu tür insanlar için linç bir savunma mekanizmasıdır. Karşısındakini acımasızca eleştirdiklerinde güçlü olduklarını hissederler. Hakaret ettiklerinde cesur olduklarına inanırlar.

Üstelik bunu bir hak gibi görürler. Her şeye yorum yapabileceklerini, her konuda söz söyleyebileceklerini, kimseye hesap vermek zorunda olmadıklarını düşünürler. Bilgi gerekmez, empati gerekmez, öngörü gerekmez, sorumluluk hiç gerekmez.

Instagram'da bir paylaşım yaparsın. Konu ne olursa olsun, altına mutlaka lafı gediğine oturtma heveslisi biri gelir. Hatta bazen içeriğin kendisi değil, yorumlar daha çok konuşulur. Kim daha sert konuşmuş, kim daha acımasız olmuş, kim karşısındakini daha iyi aşağılamış...

Oturduğun yerden hiç tanımadığın birine hakaret etmek zahmetsizdir, risk taşımaz, anlık bir rahatlama sağlar. Yazan kişinin kısa süreli de olsa egosu yükselir. Karşındakini susturmuş gibi hisseder. Alkış alır, "Ne güzel gömdü" diyenler olur. Ama bu bir zafer değildir. Bu, küçük ve geçici bir rahatlamadır.

İşin tehlikeli tarafı bunun normalleşmesidir. Sürekli hakarete maruz kalan biri, bir süre sonra bunu normal sanır. Kendisi de aynı dili kullanmaya başlar. Böylece linç, bireysel bir refleks olmaktan çıkıp ortak bir dile dönüşür. Yerme bir iletişim yolu olarak algılanmaya başladığındaysa aşağılama mizah sanılır, hakaret dürüstlük...