İnternet çilesi

Günümüzde internet artık lüks değil, temel bir ihtiyaç. Çalışmak, eğitim görmek, bankacılık işlemlerini yapmak, haberleşmek, film izlemek, hatta kamu hizmetlerine ulaşmak için bile internete ihtiyaç var. Böyle olunca internet hizmeti veren şirketlerin reklamları da giderek daha iddialı hale geldi.

"Işık hızında internet"

Gerçek hayatta ise film en heyecanlı yerinde donabiliyor, görüntülü toplantıda ses kesilebiliyor, odadan odaya geçince internet çekmeyebiliyor. Bir dosya yüklemek dakikalar sürebiliyor, internet siteleri bir türlü açılmayabiliyor, sosyal medyada bir video izlemek için bile bazen uzun süre beklemek gerekebiliyor. Müşteri hizmetlerini aradığınızda da sorun çoğu zaman sizin modeminize, bilgisayarınıza, telefonunuza veya evinizin duvarlarında.

Şirketlere göre sistem kusursuzdur. Sorun nedense her zaman kullanıcıdadır.

★★★

Eskiden kullanıcıları mağdur eden en büyük uygulamalardan biri Adil Kullanım Kotası'ydı.

"Sınırsız internet" diye satılan paketler aslında sınırsız değildi. Belirli miktarda kullanımın ardından internet hızı düşürülüyor, ayın geri kalanında kullanıcı adeta cezalandırılıyordu.

Neyse ki bu uygulama kaldırıldı. Ancak internet kullanıcılarının sorunları bitmedi. Yalnızca biçim değiştirdi. Şimdi karşımızda "şu hıza kadar" ifadesi var.

100 Mbps'ye kadar... 500 Mbps'ye kadar... 1000 Mbps'ye kadar...

Buradaki en önemli kelime "kadar".

Şirket size bu hızı vereceğini söylemiyor. Verebileceği en yüksek sınırı söylüyor. Siz reklamdaki büyük rakamı görüyorsunuz. Gerçekte alacağınız hızın ise bulunduğunuz binanın altyapısına, kablolara, modeme ve hatta evin içindeki konumunuza göre değişebileceğini sonradan öğreniyorsunuz.

Üstelik BTK'nın yani (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu) Türkiye'de internet, telefon ve mobil iletişim hizmetlerini düzenleyen ve denetleyen kamu kurumunun açıklamasına göre birçok pakette yalnızca hızın üst sınırı belirtiliyor.

En düşük hız için açık bir garanti verilmeyebiliyor. Yani 100 Mbps'ye kadar diye satın aldığınız hizmetin sürekli