Geçenlerde yine insan ilişkilerinde saygının ne kadar önemli olduğunu yazmıştım. Tam da üzerine öyle bir şey yaşadım ki...
Olay yeri İstinye!
Hani şu pahalı evlerin, lüks arabaların olduğu semtlerden biri. İnsan nedense maddi imkânlar arttıkça görgünün de artacağını düşünüyor. Oysa ikisinin birbirini garanti etmediğini anlamak için bir market otoparkına bakmak yetiyor.
★★★
Her zamanki gibi mutfak alışverişimi yapmış, arabama doğru yürüyordum. Arabamın yanındaki cipin sahibi kadın, boşalttığı alışveriş arabasını benim arabamın arkasına itiverdi.
ıldırmak işten değil! Bu insanlar dünyada tek kendileri yaşıyor zannediyor galiba!
Sakin olmaya çalışarak "Pardon! O arabayı orada bırakmayacaksınız herhâlde!" diye seslendim. Kadın sadecedönüp boş boş baktı. Ne bir mahcubiyet ne bir özür...
Lütfediyormuş gibi geldi, alışveriş arabasını aldı ve yan taraftaki başka bir arabanın arkasına bıraktı.
"Hanımefendi, aynı şeyi size yapsalar" diye tekrar seslendim. Pişkin pişkin, yüzüme bile bakmadan "Aynı şeyi bana yapsalar çeker, yana koyardım" dedi ve arabasına binip gitti.
★★★
Aslında bütün mesele bu cümlede saklı. Kendisi başkasının bıraktığı arabayı çekmeye razıymış. Öyleyse herkes razı olmalıymış!
Oysa sizin bir davranışa ses çıkarmayacak olmanız, o davranışı başkasına yapma hakkı vermiyor. Kendi ölçünüzü herkesin kabul etmek zorunda olduğu bir kurala dönüştüremezsiniz.
Üstelik ortada büyük bir fedakârlık da yok. Alışveriş arabasını yerine bırakacaksınız. Hepsi bu. Sizin birkaç adım yürümemek için bıraktığınız şeyi bir başkası eli kolu dolu olarak gelip kaldırmak zorunda kalmayacak.
★★★
Bu anlayışla sadece market otoparklarında karşılaşmıyoruz. Sırada önümüze geçen de kaldırımın tamamını kaplayan da telefon konuşmasını herkese dinleten de aynı rahatlık içinde.
Kendisinin acelesi var. Kendisinin işi önemli. Kendisinin rahat etmesi gerekiyor. Başkaları bekleyebilir, yolunu değiştirebilir, biraz sıkışabilir.

11