Fazla rahat insana batar

Cennet dendiğinde insanların aklına ilk gelen şey rahatlıktır. Yorulmamak, uğraşmamak, beklememek. Sabah alarmının çalmadığı, bedenin ağrımadığı, zihnin sorunlarla uğraşmadığı bir hal. Yani insan cenneti genelde konfor olarak hayal eder.

Canın ne isterse olur. Açlık yoktur, yoksunluk yoktur, hesap kitap yoktur. Para düşünmezsin, iş düşünmezsin, yarın ne olacak diye düşünmezsin. Çünkü insanın dünyadaki temel meselesi hayatta kalmaktır. Cennet, hayatta kalma modunun kapandığı yer olarak düşünülür.

Oysa insan ve diğer canlılar cennette yaşamaya göre yaratılmamıştır. Çünkü yaşam dediğimiz şey baştan sona çaba, uyum ve mücadele üzerine kuruludur.

★★★

İnsan fazla rahatladığında iyi hissetmez. Çünkü yaşam sevinci dediğimiz şey rahatlıktan değil, hareketten, elindekilerden değil elde etmek istediklerinden doğar.

Çocuklara bak. Her istediği anında yapılan, hiç beklemeyen, hiç zorlanmayan çocuklar daha mutlu olmaz. Daha huzursuz olurlar. Çünkü arzu ile karşılık arasındaki boşluk kapanınca heyecan kalmaz. Beklemek, istemek, çabalamak... Bunlar olmayınca sevinç de sönükleşir.

İnsan ilişkilerinde de aynı şey geçerlidir. Hiç sorun çıkmayan, hiç emek istemeyen ilişkiler bir süre sonra anlamsızlaşır. İnsan, bağ kurarken zorlanmak ister. Çaba göstermediği bağa değer de vermez. Her şey hazırsa, kimse kıymetli değildir.

İnsan yaşamı, çaba ile anlam kazanır. Bu sadece teorik bir fikir değil, dünya verileri de bunu gösteriyor. Refahı yüksek olduğu söylenen bazı ülkelerde intihar oranları beklenenden yüksek çıkıyor.

Finlandiya, Danimarka ve İzlanda gibi ülkeler mutluluk endekslerinde üst sıralarda yer alıyorlar. Ancak bu ülkeler aynı zamanda OECD (Ekonomik İş birliği ve Kalkınma Örgütü) ülkeleri arasında intihar oranlarının yüksek olduğu gruplarda yer alıyor. Bu paradoks, yüksek refah ile mutlak huzur arasında bir uyum olmadığını gösteriyor.

Öte yandan Türkiye gibi ülkelerde intihar etmeye gerek yok; çünkü hayatta kalabilmek bir mucize. Biz, zorla da olsa yaşamın kıymetini bilenlerdeniz.

★★★

Amerikalı etolog (Canlıların davranışlarını doğal ortamları içinde inceleyen bilim insanı) John Calhoun'un "25'inci Evren" deneyinde her şeyin hazır olduğu bir ortamda canlıların nasıl davrandığını gözlemlemek ister.

Denek olarak kobay fareleri kullanır ve bunun için kusursuz bir düzen kurulur. Bol yiyecek vardır, su sınırsızdır, yuva yapmak için malzeme fazladır, alan geniştir. Yani fareler için bir tür cennet. Bu ortama yalnızca dört çift fare bırakılır.

Başlangıçta her şey yolundadır. Fareler hızla ürer. Nüfus yaklaşık her 55 günde bir ikiye katlanır. Ancak deneyin 315'inci gününde