Emoji fırtınası

Telefonla mesajlaşırken emojileri kullanmaya öyle alıştım ki artık ne zaman bir şey yazsam sonuna bir gülücük, bir öpücük kondurmak istiyorum. Bazen köşe yazımı bitirince bile elim alışkanlıkla bir kalp, bir çiçek arıyorum.

Ben bu emojilere "bebek" diyorum. Kalpli bebek, kızgın bebek, öpücük atan bebek... Erkek arkadaşım da her söylediğimde buna gülüyor. Sanki "emoji" Türkçe bir kelime de ben yanlış kullanıyorum. Hiç olmazsa emoji demekten daha kolay ve sevimli.

Şaka yaptıysam göz kırpan bebek, üzüldüysem gözünden yaş süzülen bebek... İmza yerine de bir dudak veya öpücüklü bir kalp... Öyle ki neredeyse noktalama işaretlerinden daha çok kullanıyorum.

Üstelik yalnızca kendi yazdıklarıma eklemekle kalmıyorum. Bana gelen mesajlarda da arıyorum. Her mesajını gülücükle bitiren biri, bir gün sadece "Tamam" yazınca bir şey mi oldu acaba diye durup düşünmeye başlıyorum.

Acaba kızdı mı Bir şeye mi bozuldu Ben yanlış bir şey mi söyledim

Eskiden kelimelerin altında anlam arardık. Şimdi gönderilmeyen emojinin hesabını yapıyoruz.

★★★

Gülen yüzler, kalpler, öpücükler, alkışlayan eller... Duygularımızı anlatmak için kullandığımız bu küçük simgelerin genel adı emoji.

Hayatımıza öyle yerleştiler ki onlarsız yazdığımız cümleler bazen bize bile fazla ciddi geliyor.

"Peki" yazıyorsunuz, soğuk oluyor. Yanına bir gülücük ekliyorsunuz, hava yumuşuyor. Bir kalp koyunca konu tatlıya bağlanıyor.

En azından biz öyle sanıyoruz.

ünkü mesajda sesimiz duyulmuyor, yüzümüz görünmüyor. Karşımızdaki, hangi kelimeyi gülerek söylediğimizi bilmiyor. Bizim eğlenerek yazdığımız bir cümleyi o kızarak okuyabiliyor. Emojiler de bu duygusal eksikliği tamamlamaya yardımcı oluyor.

Ama aynı emoji, herkes için aynı anlama gelmiyor.

Siz gülümseyen bir yüz gönderiyorsunuz, karşı taraf alay ettiğinizi düşünüyor. Başparmağınızı kaldırıp