Bu gezegen sadece bizim değil

Her sabah uyanıyoruz. Musluğu açıyoruz. Kahvemizi içiyoruz. Markete gidiyoruz. Hayat normal akıyor. Ama o normal dediğimiz hayat, görmediğimiz bir düzenin üzerinde duruyor.

Toprakta çalışan solucanlar, karıncalar, polen taşıyan arılar, ormanları ayakta tutan ağaçlar, denizleri temizleyen planktonlar... Biz fark etmesek de hayat, yaban hayatının omuzlarında varlığını sürdürüyor.

★★★

Dün 03 Mart Dünya Yaban Hayatı Günü'ydü. oğumuz için bu tür günler pek bir anlam taşımıyor. Sosyal medya olmasa böyle bir günün varlığından bile haberdar olmayabiliriz.

Yaban hayatı dediğimiz konu gündemimizin merkezinde değil. Üzerine düşünmüyoruz. oğu zaman sadece takvimde küçük bir not ya da çocukların okulda işleyeceği bir ders başlığı olarak kalıyor.

Ama aslına bakarsanız insanlığın en büyük gerçeğini hatırlatan bir gün. ünkü doğa sadece romantik bir manzara değildir. Hayatta kalma sistemidir.

★★★

Yaban hayatı denince aklımıza Afrika düzlüklerinde koşan aslanlar geliyor. Oysa şehir kenarındaki sulak alan da, Karadeniz'deki orman da, Akdeniz'deki caretta caretta da, İç Anadolu'daki bozkır kuşu da bu gerçeğin parçası.

Hepsi aynı zincirin halkası. O zincir kırıldığında etkisini sadece belgesellerde ya da yaban hayvanları üzerinde görmeyeceğiz. Tarlada, pazarda, soframızda, soluduğumuz havada, içtiğimiz suda göreceğiz.

Bugün dünya genelinde bir milyonun üzerinde tür yok olma riski altında. Ormanlar talan ediliyor, denizler plastikle doluyor, kaçak avcılık hâlâ sürüyor.

Biz ise çoğu zaman bunu sıradan bir çevre haberi gibi görüp, umursamadan geçiyoruz. Oysa mesele çevre değil, doğrudan yaşam meselesi. Üstelik başkalarının değil; bizim, çocuklarımızın, torunlarımızın, gelecek nesillerin yaşamı.

★★★

İnsan kendini doğanın sahibi sanıyor. Oysa gerçekte doğanın bir parçası, bunu bir kabul etse.

Ekosistem çökerse ekonomi de çöker. Arılar azalırsa gıda üretimi düşer. Ormanlar yok olursa iklim dengesi bozulur. İklim bozulursa kıtlık olur, göç başlar, kriz başlar.