İnsanlar yılın büyük bölümünü çalışarak geçiriyor.
Sabah erken kalkıyor, işe gidiyor, trafik çekiyor, toplantılara giriyor, faturalarını ödüyor ve hafta sonunu bekliyor. Sonra da bütün bu yoğunluğun ödülü olarak yılda bir ya da iki hafta tatile çıkıyor.
Bu, modern hayatın en büyük çelişkilerinden biri.
Hayatımızın en değerli yıllarını, yılda elli hafta çalışıp geriye kalan birkaç haftayı tatil yapabilmek için harcıyoruz. Böyle olunca da çalışmak, yaşamın doğal bir parçası olmaktan çıkıp yalnızca tatile ulaşmanın aracı hâline geliyor.
★★★
Bu yüzden tatilden beklentimiz de genelde gerçekçi olmuyor.
Aylar öncesinden oteller araştırılıyor, videolar izleniyor, bavullar hazırlanıyor.
Daha yola çıkmadan zihnimizde kusursuz bir tatil filmi canlandırıyoruz. Masmavi deniz, sakin plajlar, mükemmel gün batımları, harika yemekler, eksiksiz bir huzur...
Hayat ise kusursuz senaryolara göre işlemiyor.
★★★
Uçak rötar yapar, valiz kaybolur, hava günlerce yağmurlu olur, otelin fotoğrafları gerçeği yansıtmaz, plaj beklenenden kalabalık çıkar, çocuk hastalanır, trafik saatler sürer...
Bazen de hiçbir aksilik yaşanmaz ama yine de beklenen mutluluk gelmez.
ünkü iki haftalık bir tatilin elli haftalık yorgunluğu, stresi ve tükenmişliği silmesi mümkün değildir.
★★★
Psikologlar son yıllarda "tatilde dinlenememe" olgusunun giderek yaygınlaştığını belirtiyor.
Aylarca yoğun stres altında çalışan bir beyin, deniz kenarına gider gitmez gevşeyemiyor.
Üstelik insanlar tatilde bile kendilerini dinlenmeye değil, sürekli bir şey yapmaya zorluyor.
Gezilecek yerler, çekilecek fotoğraflar, paylaşılacak videolar, yapılacak aktiviteler... Dinlenmek bile performans göstergesine dönüşüyor.
Bu yüzden birçok insan tatilden döndüğünde gerçekten dinlenmiş değil, sadece bulunduğu yeri değiştirmiş oluyor.
★★★
Son yıllarda yalnız seyahat etme eğiliminin yaygınlaşması da tesadüf değil.
İnsanlar sadece yeni şehirler görmek için değil, sürekli birilerine uyum sağlamak zorunda kalmadan birkaç gün yaşayabilmek için de tek başına yola çıkıyor.

14