Bir milletin yazdığı destan

Sabah henüz aydınlanmamıştı. anakkale Boğazı'nın üzerinde ağır bir sis vardı. Deniz sessiz görünüyordu ama ufukta yaklaşan gemilerin gölgeleri seçiliyordu.

Dünyanın en güçlü donanmalarından biri anakkale Boğazı'na doğru ilerliyordu. Amaçları İstanbul'a ulaşmak, Osmanlı'yı savaş dışı bırakmak ve savaşın kaderini belirlemekti.

Karşılarında ise imkânları sınırlı ve yorgun bir ordu vardı.

Ama düşmanın öngöremediği çok önemli bir şey vardı. O ordu, vatanını kaybetmemek için ölümü göze almış insanlardan oluşuyordu ve başlarında bir savaş dehası olan Mustafa Kemal Atatürk vardı.

★★★

18 Mart 1915'te başlayan büyük deniz saldırısı, tarih sahnesine geçecek bir direnişle karşılaştı.

Nusret Mayın Gemisi'nin gece karanlığında döşediği mayınlar, dünyanın en güçlü zırhlılarını birer birer durdurdu. İngiliz ve Fransız donanmasının gururu olan gemiler boğazın sularına gömülürken savaşın seyri değişti.

anakkale yalnızca bir deniz savaşı değildi. Asıl destan kara savaşlarında yazıldı. İşte bu noktada Atatürk'ün askerî zekâsı ve liderliği bir mucizeye imza attı.

Henüz genç bir yarbay olan Mustafa Kemal Atatürk'ün Arıburnu'nda askerlerine verdiği o tarihî emir, savaşın ruhunu anlatıyordu:

"Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum."

Bu söz yalnızca bir komut değil, bir milletin kaderini değiştiren kararlılığın ifadesiydi. Mustafa Kemal Atatürk'ün hızlı kararları, cephedeki soğukkanlılığı ve stratejik hamleleri anakkale'deki zaferin en önemli belirleyici unsurları oldu.

anakkale Zaferi dünya basınında da geniş yer buldu.

Avrupa gazeteleri Osmanlı ordusunun bu direnişini şaşkınlıkla yazdı. İngiliz tarih literatüründe anakkale çoğu zaman "İngiliz komutanlar için büyük bir askerî hata" ve "Beklenmeyen bir direniş" olarak anlatıldı.

Birçok yabancı tarihçi, Mustafa Kemal'in liderliğini özellikle vurguladı. Savaşın sonucunun yalnızca askerî güçle değil, doğru strateji ve kararlılıkla değişebileceğini kabul etmek zorunda kaldılar.