Beyaz önlüğün yükü

Hekimlik, insanlık tarihi kadar eski bir meslektir. Hastalıkla mücadele,insanın doğayla mücadelesinin de bir parçasıdır. Bu yüzden ilk toplumlarda şifa veren kişi aynı zamanda bilge ve rehber olarak görülürdü.

ünkü hastalık yalnızca kişisel bir sorun değil, toplumsal bir olaydı.

Sağlık kaybedildiğinde üretim aksar, aile yapısı sarsılır, düzen bozulurdu.

Bugün de böyle. Sağlık sistemi güçlü olmayan bir toplum ayakta kalamaz.

★★★

14 Mart Tıp Bayramı'nın kökeni ise 1827'ye dayanır. II. Mahmud döneminde modern tıp eğitimi başlatılarak Mekteb-i

Tıbbiye-i Şahane kuruldu. Bu tarih, Türkiye'de çağdaş tıp eğitiminin başlangıcı kabul edilir.

Ancak

14 Mart'ı sembolik olarak güçlü kılan asıl olay 1919'dur.

İstanbul işgal altındayken, tıbbiyeli öğrenciler okulun kulelerine Türk bayrağı asarak işgali protesto etmiştir.

Bu eylem, hekimliğin sadece mesleki değil, toplumsal sorumluluk taşıdığını gösteren bir duruştur. Bu nedenle 14

Mart hem bilimsel hem tarihsel bir anlam taşır.

★★★

Maalesef bugün Türkiye'de hekimlik artık sadece tıbbi bir meslek değil, yüksek riskli bir kamu görevi hâline gelmiş durumda.

Sorunun önemli bir bölümünü yoğun çalışma temposunun yanı sıra yapısal sorunlar, sistem baskısı ve giderek artan şiddet vakaları oluşturmakta.

Öncelikle devlet hastanelerinde hasta sayısı, bir hekimin sağlıklı değerlendirme yapabileceği sınırın çok üzerinde.

Beş dakikalık muayene süreleriyle teşhis konulması bekleniyor. Bu da hem tükenmişliği artırıyor hem hata riskini yükseltiyor. Sağlık hizmeti üretim bandına dönüşüyor.

İkinci büyük sorun güvenlik. Son yıllarda doktorlara yönelik fiziksel saldırılar sıradanlaşmış durumda.

Acil servisler en riskli alanlar arasında. Bekleme süresi, kötü haber verme, yanlış beklenti ya da sistem kaynaklı aksaklıklar doğrudan hekime yöneltiliyor.

Bir ülkede hekim kendini güvende hissetmiyorsa, hasta da güvende değildir. ünkü sağlık, g üven ilişkisi üzerine kurulur. Bu güven zedelendiğinde sadece doktor değil, sistem zarar görür.