Bazı anlar sadece yaşansın

Benim gibi 80'li yıllarda ilk gençliğini yaşamış olanlar çok iyi bilir. O zamanlar yazlık modası vardı.

Yaz gelince pılımızı pırtımızı toplayıp yazlığa taşınırdık. Okullar açılıncaya kadar da dönmezdik. İstanbul'da yaşayanlar için en gözde yerlerden biri Kumburgaz'dı.

Bizim yazlık da Selimpaşa'da. Bütün çocukluğumuz ve ilk gençlik yıllarımız orada geçti. Hâlâ yazın bir bölümünü orada geçiriyorum.

Site sakinleri neredeyse üç nesildir birbirlerini tanıyor. Birçok arkadaşımız burada tanıştıkları kişilerle evlendi.

Biz buraya geldiğimizde çocuktuk. Şimdi bizim çocuklarımız oldu, hâlâ buradayız. ocuklarımızın güven içinde rahatça dolaştığı, birbirlerinin evine girip çıktığı, yemek yediği, herkesin birbirinin ana babasını, hatta sülalesini tanıdığı bir yer burası.

ocuklarımız sabahtan akşama sokakta diledikleri gibi koşturup oyun oynuyorlar. Bizim çocukluğumuzdan kalan o eski mahalle hayatını birkaç ay da olsa tadabiliyorlar.

Tabii, her küçük yerde olduğu gibi dedikodu da eksik değil. O da işin tuzu biberi. Böyle yerlerde dedikodu olmazsa hayat olmaz!

★★★

Neyse, çok ballandıra ballandıra anlattım. Geçen akşam sitenin sahilinde her zamanki gibi toplandık. Kahve, sohbet derken bir ara etrafıma baktım. Aa, bir de ne göreyim Herkes kendi cep telefonuna gömülmüş. Hepimiz bir aradayız ama hepimiz ayrı diyarlardayız.

Nedir bu cep telefonunda kaybolma hâli

Hani ergenlere kızıyoruz ya, "Bırakın şu telefonları artık" diye. Kimse kendini görmüyor. Zannedersiniz herkes telefonundan çok önemli bir iş hallediyor.

Yok efendim, inanmayın.

Kimi "Kelimelik" oynuyor. Kimi Instagram ve Facebook hesaplarından başkaları ne yapıyor diye bakıyor. Kimi önüne düşen videoları izliyor.

★★★

Üstelik mesele yalnızca telefonla oyalanmak da değil. Artık yaşadığımız her anı kaydetme telaşındayız.