Sokakta yürürken ayağınızın takıldığını düşünün. Sizi iten bir el değil, dikkatsizlik olsa bile canınız yanar.
İnsan ilişkilerinde de durum pek farklı değil. Biri kalbimizi istemeden kırdığında bile ruhumuzda o fiziksel acıya benzer bir sızı hissederiz çünkü insan beyni duygusal acıyı gerçek bir zarar gibi algılar.
Duygusal acılar, çoğu zaman sadece zihnimizde olup biten soyut bir durum değildir; vücudumuzun bu duruma verdiği tepki son derece gerçektir.
Bilimsel araştırmalar, ihanet veya hayal kırıklığı gibi duygusal yaralanmaların beyinde fiziksel acıyla aynı bölgeyi tetiklediğini gösteriyor.
Örneğin, çok sevdiğiniz bir dostunuzun tamamen dalgınlıkla veya iyi niyetle söylediği bir söz, sizi çok kötü hissettirebilir.
Kişinin niyetinin bu olmadığını bilseniz bile, o an hissettiğiniz kalp sızısı sadece bir benzetme değil, ruhunuzun uğradığı hasarın bedene yansıyan gerçek bir yankısıdır.
★★★
Bir arkadaşınızın en büyük sırrınızı başkasına anlattığını hayal edin. Günlerce uyuyamaz, bunu ona ödetmeyi planlarız.
İnsan bilerek incitildiğinde ilk refleksi çoğu zaman karşılık vermek olur. Aynı acıyı yaşatmak ister.
İntikam, insana geçici bir güç hissi verse de aslında sizi o kişiye daha sıkı bağlar. Onu cezalandırmayı düşündüğünüz her an, hayatınızın merkezine o kişiyi koyarsınız.
Zihninde sürekli aynı şeyleri tekrar edersiniz. Ne söyledi, neden yaptı, ben ne yapmalıyım... Bu döngü çok uzun ve yorucudur.
İşte affetmek bu döngüyü kırmaktır.
Çünkü karşınızdakinin yaptığı kötülüğün bedelini kendi huzurunuzdan çalarak siz ödememelisiniz.
★★★
Aslında affetmek çoğu zaman yanlış anlaşılan bir kavram. Genellikle insan bunu bir teslimiyet zannediyor. Sanki beyaz bayrak sallayıp karşı tarafa yenilgisini ilan ediyormuş gibi hissediyor.
Karşı taraf da sanki olanları unutmuşsun ya da yapılanı kabul etmişsin gibi algılıyor.

5