Geçen haftaki yazımı "Yeni Dünya Düzeni" üzerine kurmuştum. Zaten Davos'ta da ağırlıklı olarak masaya yatırılan buydu. Birkaç gün önce imzalanan AB-Hindistan serbest ticaret anlaşması, bu yeni dönemin yalnızca bir "ticaret" başlığı olmadığını; jeopolitik, tedarik zinciri ve ittifak arayışlarının iç içe geçtiği yeni bir küresel düzenin hızlandığını gösterdi.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in "tüm anlaşmaların anası" dediği bu mutabakat, yaklaşık 20 yıllık bir sürecin sonunda geldi. Anlaşma, iki tarafın toplamda yaklaşık 2 milyar insanı kapsayan bir serbest ticaret alanı inşa ettiğini ve küresel ekonomide yaklaşık dörtte birlik bir ağırlığa denk geldiğini vurgulayan açıklamalarla duyuruldu.
Bu, Trump döneminin "tarife silahı"nı olağanlaştırdığı dünyada, ülkelerin ABD'ye bağımlılığını azaltmayı bir zorunluluk olarak görmeye başladığının da işareti.
Avrupa Birliği için bu anlaşma, "stratejik özerklik" arayışının ekonomik ayağı. Avrupa sanayisi bir yandan in'in düşük maliyetli ürünleriyle bir yandan da ABD'nin öngörülemez tarifeleriyle sıkışmış durumda. Anlaşmanın özellikle otomotivdeki boyutu bunu çok açık gösteriyor: Hindistan'ın ithal otomobile uyguladığı tarifeler çok yüksek (bazı kategorilerde yüzde 110 seviyelerine kadar çıkmıştı) ve bu, Avrupa markaları için fiilen bir bariyerdi. Yeni anlaşmayla otomobillerde tarifeler kademeli biçimde ciddi şekilde aşağı çekiliyor; Reuters, lüks segmentte ilk aşamada yüzde 30 seviyelerine inen oranlardan ve kotalardan söz ediyor.
Bu da Avrupa otomotiv endüstrisinin "yeni pazar arayışı" açısından Hindistan'ı stratejik bir nefes alanı haline getiriyor. Hindistan açısından ise anlaşma iki kapıyı aynı anda açıyor: Avrupa pazarına daha güçlü erişim (özellikle tekstil, mücevher, deri gibi emek-yoğun sektörlerde avantaj), AB ile daha geniş bir "stratejik gündem" üzerinden güvenlik, teknoloji, araştırma ve hizmetler alanında derinleşme.
Bu, Hindistan'ın kendini ABD-in arasındaki sıkışmadan çıkarıp "çoklu ortaklıklarla" büyüten bir aktöre dönüştürme hamlesi.
DÜNYA AISINDAN NE İFADE EDİYORBu anlaşma, küresel ekonomide "Küreselleşme bitti" klişesinin yerine daha gerçekçi bir cümle kuruyor: Küreselleşme bitmiyor; eksen değiştiriyor.
Trump döneminde tarife tehdidi, yaptırım dili ve "ticaretin siyasallaşması" olağanlaştıkça ülkeler "tek merkeze bağlı kalmanın" riskini görüyor.
Gelelim Türkiye'ye... Türkiye açısından AB-Hindistan anlaşması bir "uzak coğrafya haberi" değil. ünkü Türkiye'nin dış ticaret omurgası AB pazarı ve Türkiye'nin rekabet gücü de büyük ölçüde AB tedarik zincirleri üzerinden şekilleniyor. Hindistan'ın AB'ye daha avantajlı erişimi, Türkiye'nin bazı sektörlerdeki konumunu doğrudan zorlayabilir.
NELERİ KAYBEDEBİLİRİZ1) Tekstil ve hazır giyim (en yüksek risk): Hindistan, düşük maliyet avantajıyla zaten güçlüydü. AB'ye daha rahat erişim, fiyat rekabetini daha da sertleştirebilir. Türkiye'nin AB pazarındaki payı özellikle "fiyat duyarlılığı yüksek" segmentlerde baskı görebilir.
2) Kimya ve ilaç (sessiz ama derin rekabet): Hindistan'ın jenerik ilaç ve kimyada ölçek avantajı var. Tarife/erişim kolaylığı arttıkça AB'de rekabet sertleşir; Türkiye'nin kimya-ilaç ihracatında marjlar daralabilir.
3) Otomotiv ve yan sanayi (stratejik risk): Anlaşmanın otomotiv boyutu, Avrupa markalarının Hindistan'daki üretim-pazar planlarını hızlandırabilir. Türkiye'nin otomotiv yan sanayideki tedarik rolü, "yatırım ve üretim coğrafyası" değiştikçe baskı görebilir.
4) Teknoloji ve dijital hizmetler (geleceğin rekabeti): AB-Hindistan hattında hizmetler ve nitelikli işgücü dolaşımının kolaylaşması, Avrupa'nın dijital ekosisteminde Hint şirketlerinin ve insan kaynağının ağırlığını artırabilir. Türkiye için bu, teknoloji girişimlerinin Avrupa'ya erişiminde rekabetin artması demek.
5) Savunma sanayi (dolaylı ama kritik): Anlaşma doğrudan savunma ihracatı değildir; fakat AB-Hindistan stratejik yakınlaşması, teknoloji işbirlikleri ve üçüncü ülke pazarlarında yeni rekabet ihtimali yaratır. Türkiye'nin Afrika/Asya pazarlarında "yeni rakip" ihtimali artar.

7