Siyasi mizah yaptığı gerekçesiyle genç sanatçı Deniz Göktaş'ın tutuklanması... NATO zirvesi öncesinde aralarında TEMA üyeleri ve akademisyenlerin de bulunduğu onlarca kişinin gözaltına alınması... Savunma hakkının dahi kısıtlandığı Silivri duruşmalarında yaşanan ibretlik uygulamalar... İşte Ankara'da iki gün süren NATO zirvesi bu atmosferde gerçekleşti.
Dönemin ülke liderleri ağırlandı; ilginç polemikler yaşandı. Peki zirveden geriye ne kaldı Aslında sanki zirve içinde zirve var gibiydi. Birincisi, Trump'ın gövde gösterisiydi. Trump, alışıldık tarzıyla gündemi kendi etrafında topladı. İspanya'yı hedef aldı, Grönland konusunda Danimarka'ya mesaj verdi, İran konusunda Avrupalıları azarladı, Rahip Brunson örneğini "Ben cumhurbaşkanını aradım ve derhal serbest bıraktı" diye yeniden anlatarak Erdoğan üzerinde ne kadar etkili olduğunu göstermeye çalıştı. Diplomasi yerine kişisel güç gösterisini öne çıkardı. Haber başlıklarını belirleyen de büyük ölçüde bu gösteriydi.
İkincisi ise NATO'nun zirvesiydi. Kameraların daha az ilgi gösterdiği bu ikinci zirvede ise çok daha önemli kararlar alındı. Avrupa'nın savunma yükünü daha fazla üstlenmesi, savunma sanayisinin ortaklaştırılması, yeni silah yatırımları, Ukrayna desteğinin sürdürülmesi ve ABD'nin giderek in'e odaklanacağı varsayımıyla Avrupa'nın kendi güvenliğini daha fazla üstlenmesi... Bunlar aslında Trump'ın yıllardır talep ettiği dönüşümün adımlarıydı.
Şöyle bir gerçek var: Trump NATO'yu sürekli eleştiriyor ama NATO giderek Trump'ın istediği modele dönüşüyor.
Yani Trump, söylemde ittifakı küçümsüyor; ittifak ise sessizce onun istediği yeniden yapılanmayı gerçekleştiriyor.
Bu durum Türkiye açısından da ilginç bir sonuç doğuruyor. NATO'nun bu yeni mimarisinde Türkiye'nin ağırlığı artıyor. ünkü Avrupa artık Türkiye'ye demokrasi merceğinden değil, güvenlik ve askeri kapasite merceğinden bakıyor. Türkiye'nin ikinci büyük orduya sahip olması, Karadeniz'i kontrol etmesi ve savunma sanayisindeki üretim gücü onu vazgeçilmez hale getiriyor. Bunun bedeli ise Avrupa'nın ve ABD'nin, Türkiye'deki hukuk devleti ve demokrasi alanındaki gerilemeyi daha düşük sesle dile getirmesi oluyor. Bu kaygılar tamamen ortadan kalkmış değil; hukuk devleti, ifade özgürlüğü, seçilmiş belediye başkanlarının tutukluluğu, muhalefet üzerindeki yargı baskısı, Batı başkentlerinde kuşkusuz biliniyor ancak güvenlik öncelikleri karşısında geri plana itilmiş durumda.
ünkü yeni dünya düzeninde öncelik değişti. Ukrayna savaşı Avrupa'nın güvenlik mimarisini sarstı. ABD'nin NATO'ya bağlılığı Trump'la birlikte yeniden belirsizleşti. İran krizi, Ortadoğu'yu yeniden ateş hattına çekti. Böyle bir tabloda Türkiye; ordusu, savunma sanayisi, Karadeniz'e erişimi ve Erdoğan'ın Trump'la kurduğu kişisel ilişki nedeniyle yeniden "kullanışlı" bir aktör haline geldi. Doğrusu Erdoğan da bu tabloyu çok iyi okuyor. İçeride otoriterliği artırırken dışarıda jeopolitik değerini pazarlıyor. Batı ise bunu görüyor ama şimdilik sesini kısmayı tercih ediyor.

9