Kama muta...

Yılın son günü. Artık geleneksel hale getirdiğim birkaç saat... Sadece kendime ayırdığım... Sabahın erken saatlerinde vapur ile Büyükada'ya gidiş; sessizliğin içinde evlerden uzaklaşarak ormana doğru yürüyüş... Ardından tarihi Splendid Otel'de küçük bir kahve molası... Elimde kitabımla bir köşeye yerleşiyorum. Otel dolu sanırım. Benim yaşlarımda 6-7 kişilik 2 grup salondaki koltuklara yerleşmiş. Birkaç çift de köşelerdeki küçük sehpalı yerlerde. Kafamı kitaptan kaldırdığımda gördüğüm manzara şu: Hemen herkes elindeki cep telefonuna bakıyor. Birbirleri ile iletişim asgari düzeyde. Herkes kendi dünyasına gömülmüş.

Avucumuzdaki minik bir alet bir yandan dünyayı daha önce hiç olmadığı kadar bize yakınlaştırırken öte yandan tüm insanlığı kendi esiri yapmayı başarıyor. Onsuz yapamıyoruz. Yemek masalarında, dost sohbetlerinde baş köşede... Dünyayı yakaladığımızı sanıyoruz ama en yakınlarımızdakini ıskalıyoruz. Kurduğumuz bağları zayıflatıyoruz. İşin kötüsü buna alışıyoruz, bir tehlike olarak görmüyoruz.

1 Ocak'ta bugün ne yazayım diye düşünürken karşıma çıktı kama muta. Popüler bilim dergisi New Scientist derinlemesine ele almış. Psikolojinin son yıllarında ele aldığı, hatta adını koyduğu bir duygu kama muta. İnsanın bir başkasıyla ya da bir toplulukla yoğun bir bağ hissettiği anlarda ortaya çıkan sıcak ve dokunaklı bir duygu olarak tanımlanıyor. 2012 yılında, Kaliforniya Üniversitesi Los Angeles kampüsünden antropolog Alan Fiske ile meslektaşları Thomas Schubert ve Beate Seibt arasında geçen bir sohbetle başladı bu konunun gündeme gelmesi. Şunu merak ediyorlardı: Neden mutlu sonla biten filmlerde ağlarız O zamana kadar psikologlar gözyaşlarını çoğunlukla üzüntünün bir işareti olarak ele almıştı. Bu gündelik sohbet kısa sürede ciddi bir akademik araştırmaya dönüştü. İnsanların olumlu olaylara verdikleri güçlü duygusal tepkiler üzerine uzun mülakatlar ve anketler yapıldı. Araştırma ekibi zamanla ortak özelliklerden oluşan bir küme tespit etti. Fiske ve meslektaşları bu duygu için Sanskritçeden bir terim ödünç aldılar: kama muta, yani "sevgiyle hareketlenmek/sevgiyle derinden etkilenmek". Araştırmacılar, bu hissin ebeveyn-çocuk ilişkilerinde, arkadaşlıkta, romantik ilişkilerde, dini deneyimlerde, spor müsabakalarında, konserlerde ve hatta başkalarının duygusal anlarını izlerken (örneğin hayvan videoları) yaşanabildiğini gösteriyor. Kama mutanın evrimsel olarak insanları birbirine bağlamak ve sosyal dayanışmayı artırmak için geliştiği düşünülüyor. Bu duygu, insanları daha şefkatli, ilişkilerine daha bağlı ve başkalarına yardım etmeye daha istekli hale getiriyor. Ayrıca genel mutluluk ve iyi oluş halini de güçlendiriyor. İnsanları gerçekten dinlemek, anlamlı ve samimi sohbetler yapmak, müzik, hikâyeler veya duygusal videolar izlemek, sevdiklerimizle bağ kurmaya zaman ayırmak bu duyguyu tetikleyebiliyor.

O zaman soru şu: Sürekli çevrimiçi olmak ve dikkatin sık sık telefona kayması, kama muta gibi bağ temelli duyguları belirgin biçimde köreltiyor mu Ne yazık ki yanıt sizin de tahmin edebileceğiniz gibi koca bir EVET.