Okul, çocuğun aileden sonra hayata ilk adımını attığı yer... Sadece aldığı eğitim değil aynı zamanda kişiliğinin, değerlerinin şekillendiği, dünyaya bakışın mayalandığı kamusal alan. Bu yüzden eğitim sistemi üzerine yapılan her düzenleme, yalnızca teknik bir karar değil, aynı zamanda siyasal bir tercih olarak da karşımıza çıkıyor. Bugün Türkiye Cumhuriyeti'nin yapı taşlarından biri olan laiklik eğitim kurumları üzerinden yerinden oynatılmaya çalışılıyor... Bilinçli ve istikrarlı şekilde.. Peki bir binanın temel taşlarından birini yerinden sökersen ne olur Yanıtı vermeden önce büyük tabloya bir bakalım...
Bugün yaşadıklarımızı tek tek olaylar üzerinden okumak kolay. Bir okulda ders zilinin ilahiyle çalınması. Buna itiraz eden velinin gözaltına alınıp sonra serbest bırakılması... Başka bir okulda 9 yaşındaki çocukların müfettişler tarafından "Din yerine başka bir ders yapılıyor mu"... "Derste cumhurbaşkanına hakaret ediliyor mu" diye sorgulanmaları... Ramazan etkinliklerinin sınırının belirsizleşmesi... Bunları münferit sayabiliriz. Ama son on yılın bütününe baktığımızda tablo başka bir anlam kazanıyor.
2016 yazı önemli bir kırılmaydı. Rıfat Yeniay'ın "Dindar Nesil Yetiştirme Projesi" kitabı bu tarihten itibaren süreci belgeler üzerinden izliyor ve askeri liselerin kapatılmasını bir başlangıç düğümü olarak okuyor. Darbe girişimi sonrasında askeri liseler kapatıldı; güvenlik gerekçeleri öne sürüldü. Ancak karar yalnızca güvenlik düzenlemesi değildi. Devletin genç kuşakları hangi kurumsal hat üzerinden yetiştireceğine dair tercih de değişmiş oldu. ünkü o tarihten sonra eğitim alanında yalnızca yapısal değil, yönelimsel bir yeniden yapılanma başladı.
2017'de TEOG'un kaldırılması bu sürecin ikinci önemli adımıydı. Resmi gerekçeler pedagojikti: sınav stresini azaltmak, yerel yerleştirmeyi güçlendirmek. Ancak sınav sistemleri yalnızca ölçme araçları değildir; okul türleri arasındaki güç dengesini belirler. Merkezi sınavın kaldırılması ve yerel yerleştirmenin güçlendirilmesi, öğrencilerin okul türlerine erişim biçimini değiştirdi. Sınavla öğrenci alan okul sayısının sınırlandırılması ve adres temelli yerleştirme modeli, özellikle belirli bölgelerde imam hatip ağının fiili olarak daha güçlü bir seçenek haline gelmesine yol açtı. Bu değişiklik, doğrudan "dini içerik eklemekten" çok, eğitim ekosisteminin ağırlık merkezini yeniden dağıtan bir düzenleme olarak işlev gördü.
Aynı dönemde imam hatip okullarının sayısındaki artış, yeni kampüsler ve kontenjan düzenlemeleri dikkat çekti. Tartışma çoğu zaman istatistikler üzerinden yürütüldü ancak mesele yalnızca nicel büyüme değildir. Müfredatta yapılan değişiklikler, seçmeli din derslerinin çeşitlenmesi, okul iklimi, pansiyon ve yurt imkânları, destek ağları birlikte değerlendirildiğinde ortaya bütünlüklü bir yönelim çıkmaktadır. Eğitim yalnızca sınıf içinde verilen dersle değil, öğrencinin barınma ve sosyal çevre koşullarıyla da şekillenir.
Bu noktada "protokoller ağı" belirleyici bir rol oynamaya başladı. Milli Eğitim Bakanlığı'nın çeşitli vakıf ve derneklerle imzaladığı yüzlerce işbirliği protokolü eğitim alanında yeni bir yönetişim modeli oluşturdu. TÜRGEV, İlim Yayma Cemiyeti, Ensar Vakfı, TÜGVA gibi kamuoyunda bilinen yapılar farklı başlıklar altında eğitim süreçlerine dahil oldu. Sivil toplumla işbirliği demokratik sistemlerde olağandır ancak sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiği net çizilmediğinde bu işbirlikleri zamanla kamusal alanın ideolojik olarak yeniden tanımlanmasına hizmet edebilir.
Protokoller yalnızca seminer ya da sosyal etkinlik anlamına gelmiyor. Okullarda değerler eğitimi etkinlikleri düzenleme, öğrencilere yönelik programlar yürütme, yurt hizmeti sunma gibi alanlarda da varlık gösteriliyor. Özellikle öğrenci yurtları kritik bir eşik oluşturuyor. KYK kapasitesinin sınırlı olduğu yerlerde vakıf yurtları devreye giriyor ve öğrencinin gündelik yaşam alanı ile eğitim alanı iç içe geçiyor. Bu yapıların bir kısmı vergi muafiyeti statüsüne sahip; bağış yapanlara vergi avantajı sağlanıyor. Kamu arazisi tahsisi, belediyelerle ortak projeler ve dolaylı destek mekanizmaları da finansal zemini güçlendiriyor. Bu durum sivil alan ile kamusal alan arasındaki sınırın daha geçirgen hale gelmesine yol açıyor.

4